oktay ekşi

entry167 galeri
    129.
  1. önce emin çölaşan ile birlikte başladı korkular. ardından diğerlerine geldi sıra. son olarak da oktay ekşi’yi buldu iktidarın öfkeleri.

    bir ülkenin özgür basınının olması önemli midir? gibi bir soru gelebilir insanın aklına. öncelikle buradan başlayalım isterseniz. bu sorunun cevabı, aslında basının önemiyle birebir bağlantılıdır. basın, özellikle günümüzde çok güçlü bir silahtır. eğer basın iktidarı eleştirmeye korkar bir hale gelirse, o ülkenin insanlarına muhalif partilerin ya da diğer muhalif kurumların bir şeyler anlatabiliyor olması neredeyse imkansız hale gelecektir. düşünün ki; basın özgürlüğü tamamen elinden alınmış bir ülkede, gerçekten çok başarılı, çok idealist bir lider ortaya çıkıyor; bu insanın, basın olmazsa, toplumla bir bağlantı kurması çok zor olacaktır. ya da basın özgürlüğünün iktidarın çıkarlarının altında ezildiği bir ülkede iktidarın gelişmesi için onu iğneleyecek hiçbir kurumun(geniş kitlelere ulaşabilcek) olmaması, ülkenin gelişimi açısındanda negatif bir etken olarak görülebilir.

    türkiye‘ye geri döndüğümüzde hepimizin facebookta izlediği cüneyt özdemir- müjdat gezen konuşması aslında her şeyi anlatıyor gibi.

    -siz bu programı rahatça, kimseye hesap vermeden yapabiliyor musunuz?

    bu konuda olumlu ya da olumsuz birşeyler söyleyemem.

    diğer işten atılmalar hakkında yeterince konuşuldu; fakat eğer isterseniz oktay ekşi’nin istifasının durumundan birkaç çıkarımda bulunalım. olayın aslında 3 aşaması var:

    1. oktay ekşi’nin uygunsuz ifadelerde bulunduğu ve gayet terbiye sınırlarını zorlayan yazısı,

    2. ne yaptığının farkına varan ekşi’nin özür dilemesi,

    3. özür ve istifa sonrası durum.



    1. evet, oktay ekşi’nin yazdığı şeyler gerçekten biraz ağır kaçıyordu. okuduğum anda da antipatik gelmişti o son cümle. olaya iki açıdan bakalım burada:

    birinci durum, ne olursa olsun bu yazdığı şey özgürlüktü. bugün, diyarbakır belediye başkanının nasıl “siktirin gidin” cümlesini kullanma özgürlüğü varsa, oktay ekşi’nin de analarını bile satar bunlar deme özgürlüğü vardır. eğer olaya böyle bakılmış olsaydı, bence okuyucu zaten çok sevilmeyen yazar oktay ekşi’yi okumayarak cezalandıracak, belki de benim yazıyı okumamla birlikte yaptığım gibi mekturplar yollayacaktı gazeteye.

    ikinci durum ise, diyelim ki bu yazılanlar gerçekten ağır; o zaman ne yapılması gerekiyordu? bu durum da bizi ikinci aşamaya getiriyor.

    not: oktay ekşi’nin yazdıklarının özgürlük olduğunu kabul etmeme rağmen, ben hala bu yazılanlar ağır diyenlerdenim.

    2. oktay ekşi’nin ne yapması gerekiyordu? bence türkiye gibi bir ülkede oktay ekşi’nin yapması gereken, bunun bir özgürlük olduğunu savunmak yerine; adam gibi çıkıp özür dilemekti ve o da ondan bekleneni yaptı. bu sırada tayyip erdoğan ve bülent arınç‘tan öfke dolu sözler yağmaya başlamıştı hürriyet başyazarına karşı. sonunda beklenen oldu ve istifa etti oktay ekşi.

    3. istifa kararına rağmen, özür dilenmesine rağmen rte ve arınç a hala bu yetmiyor. hala gazeteciler arasında aldığı görevi de bırakması isteniyor. hala oktay ekşi, ülkenin koskoca başbakanına ve onun bakanlarına ve onun partisine söyledikleri için affedilmiyor(ki buradaki affetmek kelimesinin ne kadar sama olduğuyla ilgili kısım şimdi başlıyor.)

    şimdi bir ülke düşünün ki, o ülkenin gazetecileri; sırf başbakan onu hedef gösterdi diye yerinden ayrılması gerekiyor. bir ülke düşünün ki, en muhalif yazarlarından biri bugün yenimahalle‘de çıkan yerel bir gazetede yazmak zorunda bırakılıyor. bir ülke düşünün ki, tüm bu muhalifler susturulurken kimse kılını kıpırdatamıyor. başbakan kıpırdatmaya çalışanları açıkça tehdit ediyor “konuşurum” diye.

    peki sonuç: basının iktidara tatlı sert muhalefet yapmasından (o da yaparlarsa) başka bir şansı kalmıyor. eğer muhalif bir yazarsanız, her an işinizden kovulma tehlikeniz geçerliliğini koruyor. peki bu halk nereden okuyacak, nereden öğrenecek doğruyu yanlışı. sadece tek taraflı trt ya da taraf‘dan mı?

    peki bu bizim hayatımıza nasıl yansıyor: şu imaj etrafınıza baktığınızda hemen belli olmuyor mu: muhalefeti (burada partilerden bahsetmiyorum) aptallıkla suçlayabilirsiniz, ama akp politikalarının hep haklı bir gerekçesi vardır. normalleşiyor her şey, hem de çok hızlı, hem de hiç fark etmeden.

    basın özgürlüğü mü? ne arar la buralarda?

    gün gelir farkına varırsınız, sıkıntı yok!!

    edit: kendi blogumdan alıntıdır. sikintiyok.wordpress.com
    0 ...