eskide kaldı ülkücülük, bana sorarsanız hiç başlamayın derim. ama bir iki cümle kuramadan da olmaz. buradaki mevzu bahisi geçen yazar arkadaşın yazdıklarından ben, objektif olarak şunu anlıyorum:
bırakın ülkü ocağını, eğer misafirliğe yada herhangi bir dernek, cemaat, sivil toplum örgütü, gibi bir ortama giriyorsanız, öyle taşşaklarınızı yayarak oturamazsınız. ha oturursunuz ama hoş karşılanmazsınız.
selam vermek saygıdandır. dini yada siyasi görüşü, sizi bağlamaz. selam verirken en büyükten başlanır, merhabalaşılır. ortamda adam gibi durmak gerektiği unutulmaz. edepsizlik edilmez, kendinden büyükler varsa bacak bacak üstüne atılmaz. hadi diyelim terbiyesizin önde gidenisin, bacak bacak üstüne attın, kaba etini, götünü başını kaşıyamazsın. dağ adamımısın sen? derler adama.
bir bayanla merhabalaşılırken kibar olunur. eli nazikçe sıkılır.
benim bildiğim ülkü acağına gidildiyse eğer, bu şartlarda bu yazarın şuan bu sözlükte, yazı yazmasına ihtimal bile veremiyorum doğrusu. atıyor kesin. yada gitmiş, süt dökmüş kediler gibi paşa paşa oturmuştur bir köşede.
sakın yanlış anlaşılmasın, ülkü ocaklarını meşrulaştırmaya çalışmıyorum. aksine gereksiz bir yapılanmadır. gidene saygı duyarım, gitmeyen çok birşey kaçırmış sayılmaz. ama ortalıkta ocak lafının, kızıl,elmanın, üç hilalin ne anlama geldiğinden en ufak bir fikri bile olmayan fikir yoksulu dallamalarada ayar oluyorum.