Bizler uslu kız masalları ve kötü kadın naralarıyla büyüdük. Hepimize belkide aslında hiç ait olmadığımız isimler, kimlikler ve kişilikler dayatıldı. Seçmedik!
Hadi çocukluğumuza inelim,
annelerimiz birer çocukken nasıl yetiştirirdi bizi? Zihinlerimizi mi yoksa midelerimizi mi doldururlardı? Ruhlarımızı mı yoksa bedenlerimizi mi sterilize ediyorlardı? Nasıl bebeklerdik? etli butlu olanlarımız makbuldü! ve ağlamayan, soru sormayanlarımız en iyilerimizdi. karnımız doydu ve sustuk. karnımız doydu ve uyuduk.
Biz uyurken gözlerimize tülbentler örten annelerimiz hiç şüphesiz bugünün görmez duymaz ve konuşmaz kadınını yarattılar farkında olmadan. Biz daha annelerimizin kucağında alıştık TESLiM KADINLAR olmaya. ve ilk önce etli butlu olanlarımızı dışladı toplum büyüdüğümüzde. uyuyan kadın ise çay saatlerinin rencide edileni oldu.
bugünün vajinusmularının yaratıcısı annelerimiz, uslu kız ol masallarıyla feminizmin dibine vuran ve lezbiyen bünyeleri hortlattılar. oysa tendi severek dokunulacak olan, ana kucağı olmadığında ısınılacak yer koca kollarıydı. korktuk, çünkü annemiz de babamızdan korkardı.
ve sex! sex, en insanı ihtiyaçken ve bizler az önce yazdığım o üç harfi, bırak konuşmayı, yazarken bile utanan kadınlar olarak hazırladık çeyizlerimizi. geçelim avrupalı yanımızı, modernleşme masalllarımızı, biz öyle bir toplumuz ki başkaları yaptığında ayıpladıklarımızı kendimiz yaptığımızda normal bulunsun da istedik. çünkü annelerimizden öğrendik ayıbın yatakta yapılacağını ve ya ayıbı yok sayıp saklamayı. kendimize bile sahtekar olabilen yabancı bir yanımızda vardı, kadındık, anaydık, ablaydık! aslında kimdik?