genelde güzel bir sohbetin içine sıçmalarıyla tanınan arkadaşımsılardır.
hayatta bir sevmediğim şeyler vardır, bir de nefret ettiğim şeyler vardır dostlarım. sevmediklerim zamanla değişebilir, hatta bir gün içinde bile değişebilir ama nefret ettiğim şeyler asla değişmez.
bu nefret ettiğim şeylerin ilk sıralarında kendini üstün görme, ben bilirimcilik, siz de adam mısınız?cılık tarzı düşüncelerle kendini beğenen insanlar yer alır.
bir anımı anlatayım, üç bilemedin dört mahalle arkadaşı oturmuşuz mahallenin ilkokulunun dışına muhabbet ediyoruz mutlu mesut. ama uzaktan yine onun silueti görünüyor. yine geliyor "ben bilirimci" arkadaş...
ya bu ben bilirimcilik harbiden ciddi bir hastalık. tedavi edilmesi gerekli. bir insan niye sürekli kendini kanıtlamaya çalışır ki?! aslında hiç de anlattığın gibi bir insan olmadığını bizzat baban anlattı lan bize! hatta boşverin siz onu, kulak asmayın, bi süre sonra yapmaz bi daha dedi baban...
neyse yaklaştı ve artık yanımızdaydı, selam verdi geçti oturdu yana. "nerden geliyon böyle?" dedik. "merve'nin yanından." dedi. merve'yi anlatmama gerek yok, bi süre tüm mahallenin peşinde koştuğu sonra olmayacağını anlayınca peşini bıraktığı bir kız. mustafa ile hüseyin dört yıldır durmaksızın koşuyorlar, kız dönüp bakmadı bile.
"vaaay naptınız lan?" tarzı sorular sorduk. "hiiç parka gittik tenha bi yere." dedi ve gülümsedi. oradaki "hiiç" kelimesi kendini kanıtlamaya çalışma kelimesi mesela. "hiiiiç, hep yaptığımız şeyleri yaptık." tarzı...
ama işin komik yanı onun nereden geldiğini biliyorduk, gündüz dayısına iş için yardıma gitmişti ve zili çalıp evde mi diye sorduğumuzda annesi "hayır yavrum, dayısına işe yardıma gitti, akşam dört gibi gelir dedi." ve saat dört buçukta yanımızdaydı. muhtemelen yemek yeyip gelmişti.
"annen dayısının yanına gitti dedi." dedik. "oolm anneme öyle dedim sakın çaktırmayın siz de anneme bişey. merve mahallenin kızı sonuçta, annem kızar." dedi. beş dakika sonra merve geçiyordu önümüzden. içimizden merve ile biraz daha yakın olan birisi "vaay merve hanım nerden böyle?" dedi. "bütün gün hastanedeydim, çok yoruldum ya, kardeşim hastanedeydi ya ateşi çıkmıştı ama iyileşti şimdi iyi." dedi merve. hep beraber geçmiş olsun dileklerimizi ilettik ve merve gitti. artık baş başaydık...
ayağa kalktı ve bağırmaya başladı "sizden arkadaş olmaz, siz sürekli adamın açığını arıyorsunuz, bana hep yalancı muamelesi yapıyorsunuz." dedi. "hep yalan attığın için olmasın?" dedim, sinirlendi gitti.
iki gün sonra mahallede neredeyse herkesle çıkmış bi kızla el ele gördük bunları. yanımıza gelince merveden ayrıldığını, şimdi mutlu olduğunu söyledi. "attan inip eşeğe binmekte kötü bi duygu." dedim. ya duymadı ya da anlamadı.
bu "ben en iyiyimci" topluluğa sesleniyorum. kardeşim kasmanıza gerek yok, gerçekten yok. sonunda bu arkadaşım gibi oluyorsunuz bir şekilde. eğer gerçekten en iyiyseniz bunu dile getirmenize gerek yok zaten herkes biliyordur bunu, ama "en iyiyimci" düşünce tarzıyla hareket ediyorsanız, en iyi olduğunuzu bir tek siz biliyorsunuzdur. diğer insanlar sizinle taşak geçiyordur.