her şeyden önce şurası bilinmelidir ki kuranda açıklanan ve i̇slam fıkhında feraiz (belirlenmiş paylar) olarak bilinen miktarlar, pay sahiplerinin her halükarda ondan fazla veya eksik alamayacaklarını bildirmek için değildir. kalan miras, bu belirlenen miktarlarla birebir örtüşeceği gibi, bazen bu miktarlardan fazla veya eksik de olabilir. burada hemen şu soru aklınıza gelecektir ki eğer öyleyse bu miktarların belirlenmesinin faydası nedir? hikmeti sebebi nedir? evet, sorunun cevabı şudur ki daha sonra açıklayacağımız üzere artan veya eksik olan zamanlarda, bu oranların nasıl paylaştırılacağında bu belirlenmiş oranlar, başrolü oynayacaktır. yani onlar bizim elimizde bu paylaşım için birer ölçü ve kıstas özelliğini taşımaktadırlar.
ehli sünnet halife ömere uyarak birincide avl denen bir yöntemi kullandığı gibi, ikincide (mirasın belirlenen oranlardan fazla olduğu durumda) tasib denen bir yöntemden istifade etmektedir.
önce bu iki yöntemin ne olduğunu kısaca izah edelim. daha sonra bunların neden yanlış olduğunu kısaca açıkladıktan sonra ehlibeyt mektebinin ortaya koyduğu çözümü açıklamaya çalışalım.
evet, bu iki sünni yöntem şudur: eğer miras belirlenen paylardan eksik kalırsa, o eksiklik pay sahipleri arasında eşit bir şekilde bölüştürülür. yani her birsinin payından eşit bir miktar eksiltilerek söz konusu eksiklik tamamlanır. buna avl deniliyor.
ama eğer miras belirlenen paylardan fazla kalırsa, o zaman bu fazlalıktan, o pay sahiplerine bir şey verilmez, onların dışında kalan diğer akrabalar arasında eşit bir şekilde paylaştırılır.
ehlibeyt mektebi, her iki yöntemin de yanlış olduğunu iddia etmekte ve buna bir çok delil göstermektedir ki en önemlisi şudur ki böyle bir şey (haşa) allaha cehalet ve bilgisizliği isnat etmek olur. zira i̇mam alinin de buyurduğu gibi, çöllerin kum tanelerinin sayısını bile bilen allah, insanların böyle bir sorunla karşılaşacaklarını bilmiyor muydu? eğer biliyorduysa, neden bu konuda ister kuranda, isterse resulüne gönderdiği gayrı kurani vahiylerde bu konularda herhangi bir açıklama yapmamış, herhangi bir ölçü ve kıstas belirlememiştir? ve dolayısıyla birileri kalkıp kendi kafalarından çözüm üretmeye mecbur kalmışlar? yani eleştiriyi yapan kimsenin bu konuda ileri sürdüğü itiraz haklı ve yerinde bir tespittir. bu yüzden biz halife ömerin kendi ictihadına dayanarak önerdiği yöntemin çözüm değil, kendisinin ciddi bir problem olduğu kanaatindeyiz.
bu konuda ehlibeyt i̇mamlarından ve bazı sahabeden nakledilen ve halife ömerin yöntemini eleştiren sözlerden de bir kaçını eklemek istiyordum ama ebu eyyub ensari kardeşin yazısında bunlara yer verildiği için artık gerekli görmüyorum.
evet, ehlibeyt mektebinin bu probleme getirdiği çözüm yolu şöyledir:
ölen kimsenin mirası, eğer hak sahiplerinin pay oranlarıyla örtüşürse, zaten problem yoktur ve o oranlara göre paylaştırılır. ama eğer artar veya eksik kalırsa, artan veya eksik kalan miktar, kuranda belirtilen bu oranlar dikkate alınarak hak sahipleri arasında yeniden paylaştırılacaktır. ve her hangi bir eksiklik ve hata da söz konusu değildir.
ancak burada bu çözüm yolunu ve ayetlerde bu miktarların belirtilme hikmetini kurandan değil allah resulünün ve ilim ve irfanlarını resulullahtan miras alan ehlibeytinin sözlerinden öğrenmekteyiz. elbette bunu bilmemiz gerekir ki bu, halife ömerin kurana rağmen ortaya koyduğu formülle farklı şeylerdir. birisinde kurana rağmen bir çözüm yolu ortaya koyulurken, diğerinde yine gayr-ı kurani vahye dayalı kurana tefsir yapılmakta ve bir yandan kuranın meramı açıklanırken diğer yandan bazı detaylar da bu açıklamalara ilave edilmektedir.
şimdi gelelim konunun detayına ve verilen örneklerin tahliline ve kurana ters düşmeyecek şekilde nasıl paylaştırılacaklarına
şöyle diyor eleştiriyi getiren arkadaş:
bu ayetlere göre varsayalım ki, bir adam öldü ve geride üç kız evlat, bir ana, bir baba ve eşini bıraktı.. yukarıdaki ayetlere göre miras paylaşımı şöyle olacaktır:
üç kız evlada mirasın 2/3'ü, ana ve babanın her birine 1/6, karısına 1/8 kalacaktır.
cevap: hadislerden aldığımız ilave bir bilgiyle mirası paylaştıracağız; o bilgi şudur ki karı kocanın payı her halükarda (miras ister paylardan fazla olsun isterse eksik kalsın) karı kocanın payı sabittir ve asla değişmez. (burada genel kural şudur ki kuranda mirasları için üs ve alt sınır belirlenenlerin payı değişmez. bunlar ise karı ve kocalardır. çünkü çocukları var olmadığı takdirde karının üst sınırı mirasın dörtte biridir, kocanınki ise mirasın yarısıdır. çocukları var olduğu takdirde, karının en alt sınırı sekizde bir, erkeğinki ise mirasın dörtte biridir. evet, bunlar, miras artsa da eksik kalsa da her halükarda payları sabit kalır ve değişmez. yani eğer diğer durumlarda da artma veya eksilme söz konusu olsaydı, bu, en fazla ve en az sınırı konmazdı. bu sınırın konulmasından onların pay oranlarının sabit olduğunu anlıyoruz.) ama diğer pay sahiplerinin payı böyle durumlarda değişikliğe uğrar. (nitekim kuran da onlar için alt-üst sınırı belirlememiştir. sadece ölçü vermiştir.) yani miras, paylardan fazla olursa, o zaman önce her kesin payı ayetlerde belirtildiği şekilde paylaştırılır. geri kalan fazlalık ise tekrardan, belirlenen oranlar dikkate alınarak pay sahiplerine paylaştırılır. yani yine kız evlatlara 2/3, ana babaya her birine 1/6 olarak dağıtılır. ama eşlerin mirası sabit olduğu için onlara bu fazlalıktan bir şey verilmez. böylelikle artan bir şey kalmaz. dolayısıyla ayetlerde belirlenen bu pay sahipleri olduğu müddetçe diğer akrabalara bir şey verilmez.
fakat miras belirlenen oranlar dikkate alınıp paylaştırıldığında eksik kalıyorsa (eleştiri sahibinin verdiği örnekte olduğu gibi), eşlerin payı yine sabit kalır, ama diğer pay sahiplerine o eksiklik belirlenen oranlar dikkate alınarak paylaştırılır. bir görüşe göre ise eksiklik sadece kızlara yansıtılır. [1]her halükarda ayetlerdeki belirtilen oranlar, bir kıstastır. yoksa her halükarda ondan fazla veya eksik olmayacak demek değildir. yani o oranlarla eşitlik halinde zaten mesele kalmıyor. olmadığında ise o oranlar artan veya eksik kalan miktarın paylaşımında başrolü oynuyor.
başka bir ifadeyle kurana eleştiri yönelten kişi din bilgilerden ve özellikle ehlibeyt mektebinin hukuk ve fıkhi ekolundan tamamen habersiz olduğu için verdiği örnekte (adam ölüyor. geride kalan varisler şunlar; eşi, 3 kız çocuğu, annesi ve babası)
uzun uzadıya açıkladığı üzere bütün miras paylarına aynı böleninin (mahrecinin) olduğunu varsaymıştır. ancak ehlibeyt mektebinin açıklamasına göre, paylarının sınırları belirlenmiş olan eşler gibi mirasçıların mirası için bölen asıl maldır, ama kızların payı için bölen malın geri kalan kısmıdır. böylece bütün kesirler aynı bölene ait olmadıkları için her hangi bir matematik sorunu oluşmamaktadır.
bu yüzden ali (a.s) ve onun ünlü öğrencisi i̇bn-i abbasın şöyle dedikleri nakledilmiştir: eğer allahın öne geçirdiği öne geçirilir ve geride bıraktığı geride bırakılırsa o zaman asla belirlenen paylar maldan fazla olmazdı.[2] bu sözü i̇bn-i abbastan bir çok ehl-i sünnet alimi nakletmiştir.[3]
hatta i̇bn-i hazm el- muhellada bu konuda şöyle diyor:
eğer bu konu ömere gizli kalmışsa i̇bn-i abbasa gizli kalmamış bir hükmü birinin bilmemesi onu bilen kimseye delil teşkil olmaz. ömer mihrin çok olabileceğini, resulullahın öldüğünü ve kelalenin ne olduğunu ve birçok şeyleri de bilememişti; bu da bilenlerin bilmesine bir kusur getirmez.[4]
yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu açıklamada hadislerden de elbette yardım almaktayız. zira bahsettiğimiz gibi biz resulullahın hadislerini de vahye dayalı bilgiler olarak görüyoruz. aksi takdirde resulün sözlerinin bizim için bağlayıcı olmasının bir anlamı kalmaz. oysa kuranın kendisi resule mutlak itaati bize emretmektedir. onun verdiği her şeyi alıp, sakındırdığı her şeyden uzak durmayı bize emretmektedir. bu ise ancak ve ancak onun verdiklerinin vahye dayalı olmasıyla anlam kazanır. yoksa bazılarının dediği gibi eğer onu da (haşa) bir müctehid olarak görür ve diğer müctehidler gibi bazen hata yapabileceğini de söylersek, itaatinin kayıtsız şartsız bize farz olması abes, hatta kabih ve çirkindir. bu ise allah-u tealaya muhal ve imkânsız bir şeydir.
bu açıklamalarımız, konu hakkında teknik bilgiler vermek ve eleştiri sahibinin yaklaştığı mantığa yakın bir mantıkla cevaplamak içindi. yoksa aynı paylaşımı daha kolay bir üslupla da yapmak mümkündür. şöyle ki eşlerin payları dediğimiz gibi her durumda sabittir ve artsa da eksik kalsa da değişim söz konusu olmaz. dolayısıyla bahis konusu olan konuda da biz sürekli eşlerin payını ilk başta ayıracağız, ardından geri kalan miktarı, ayette belirlendiği şekilde bölüştüreceğiz. böyle olunca, hem artan miktar, hem de eksik kalan miktar ayetlerde belirtilen oranlara binaen otomatik olarak pay sahiplerine yansıdığı için, kalan miras hiçbir zaman paylardan fazla veya eksik olmaz. şimdi bunu eleştiri sahibinin yazısındaki örnekte tatbik edelim:
hatırlarsanız bu arkadaş, adamın mirasını 120 milyar olarak farz etmişti. şimdi bizim yukarıda verdiğimiz bilgilere dayanarak taksimi yapalım:
önce her halükarda sabit olan ve asla değişmeyen karısının payını, yani 1/8i olan 15 milyarı çıkacağız. ardından geri kalanı (105 milyar) yine ayetteki oranlara göre paylaştıracağız. çocukların payı 2/3 olduğuna göre onlara verilecek miktar, 70 milyardır. ardından geri kalanı (35 milyar) anne baba arasınsa paylaştıracağız. onların her birisi de 1/6 alacaklarına göre bu 17.5 milyara tekabul eder. böylece kalan mirasta ne artan ne de eksilen bir durum söz konusu değildir.
a) karısının payı 1/8
120 : 8 = 15 milyardır
120 15 = 105 milyar
b) cocukların payı 2/3
105 : 3 = 35 milyar * 2 = 70 milyardır.
c) babanın payı 1/6
105 : 6 = 17.5 milyar
d) annenin payı 1/6
105 : 6 = 17.5 milyar
toplam : 70 milyar + 15 milyar + 17.5 milyar + 17.5 milyar = 120 milyardır.
böylece eleştiri sahibinin gerçek i̇slam hukukundan habersizliğinin bir ürünü olarak yaptığı hatadan çıkardığı diğer sonuçların da batıl olduğu anlaşıldığı için ayrıca onlara değinmeğe gerek görmüyoruz. elhamdu lillahi rabbil-