iki ayrı mezhep ve iki farklı din adamlarının bir araya geldiği istanbul buluşmasını görmeyen gözlerle izlerken fuşya bir elbise gördüm ekranda. o renk bir kıyafetle en kokoş kadının yılbaşı balosuna gitmesi bile cesaret isterken o amca nasıl bir huşu içinde dolaşıyordu allahın evlerinden birinde.
yanındaki de şıklıkta onunla yarışıyordu. (eğik omuzlarından çıkarabildiğim kadarıyla papaydı.) altın sırmalarla işli kıpkırmızı bir kaftanı vardı onun da. doğulular yine pek sönük kalmıştı davette. fener patriği yılların küslüğünün yasını tutar gibi karalara bürünmüştü. diyanet işleri başkanı da sade ve masum beyazlar içindeydi.
peygamberlerini apış arasında bir bez ve alnında dikenli bir taçla görmeye alışmış bu adamların bu kadar renkli, bu kadar süslü kıyafetler giymeleri ne kadar enteresan. eminim bu adamlar national geographic'in antopoloji temalı belgesellerinde ilkel kabile ritüellerini izlerken, kendisini diğerlerinden farklı kılmak için kafasına tüyler takan, sağını solunu renkli çamurlarla boyayan ruhani liderlere en fazla sempatiyle bakıyorlardır. dedim ya, gözüm takıldı bugün ekrana, ben de onlara öyle baktım. (hiç olmamış, çok rüküş, çok.)