sabırlı bir okuyucu iseniz, öncelikle şu ana kadarki referandum süreci ile ilgili durum tespiti yapmak, sonrasında hayır deme sebeplerini yazmak isterim kendi düşüncelerimle.
öncelikle şunu belirtmek isterim ki; hayır politikası yanlış yürütülmekte ve sokaktaki halka inmemektedir. hayır mesajı yanlış örneklerle verilmektedir.
halk havuzlu villa polemikleri ile, altın musluklu evde oturuyor diye hayır vermez, hatta tam tersi bizim halk güçlüyü sever. "herkes yemiş, o da yesin, yeter ki krizler çıkmasın ekonomi iyi gitsin" diye düşünür. bu yüzdendir ki cem uzan'a bile "adam amerikayı bile dolandırmış, helal olsun" diye düşünenler tarafından çok oy çıkmıştır. zaten yeme olayı akp ile de başlamamıştır.
halk anayasa mahkemesi, hakimlerin durumu, generallerin hapse girmesi ile de ilgilenmez. "şimdiye kadar sefasını sürdüler, aha şimdi hesabını versinler der. biz açız bize bir yararları mı vardı" diye düşünür, ama öte yandan "adam kasımpaşalı abi güzel konuşuyor" diye sempati duyar.
halk kendisine dokunmayan yılana laf etmez, kendi günlük yaşamına dokunan ile ilgilenir. maalesef bu böyledir, ama bu yüzden toplumu halkı hiç suçlamıyorum, kolay yönetebilmek için bilerek halkı eğitimsiz bırakan hükümetlerdir bunun sorumlusu. ve bu akp'nin değil, önceki hükümetlerin suçudur. 12 eylül'ün getirdikleridir. akp bunu fazlaca ve dengesizce kullanmaktadır sadece, kullanacaktır da.
peki o zaman neden hayır? hayır propagandası nasıl yürütülmeli idi?
halka anayasa mahkemesi şöyle olacak, akp böyle zenginleşecek demek yerine, bu anayasa değişikliğinin halkın günlük hayatına nasıl olumsuz etki edeceği anlatılmalıdır.
şöyle basit bir örnek verelim:
mesela iki köylü tarla kavgası yüzünden mahkemelik olsun. şu ana kadar ağır aksak ta olsa yürüyen bağımsız bir yargı sistemimiz vardır. köylüler birbirini mahkemeye verirler, ve hakim kanunlara göre kararını verir. bir taraf mutlu olur, diğer taraf mutsuz. ama iki taraf ta mahkeme kararının arkasında art niyet, partizanlık aramaz.
ama referandum da evet çıkarsa, bundan sonra hakimler atamaları akp tarafından gerçekleştirilecektir (hsyk üyelerinin seçimi). beğenmediği hakimi doğuya sürecektir, bu yüzden de hakimler maalesef akp'nin huyuna gitmek zorunda kalacaklar, merkezi hükümete bağımlı olacaklardır (olmayanlar da bertaraf olacaktır).
aynı senaryoyu ve örneği referandumda evet çıktıktan sonra ele alalım bir de:
iki köylü tarla kavgası yüzünden mahkemelik olsun. akp'ye oyunu veren, veya akp ilçe başkanına yakın olan köylü doğrudan akp ilçe başkanlığına koşacak, şu bizim işi bir halletsek diyecektir. akp ilçe başkanının da -her yerde örneğini gördümüz, ama şu ana kadar sadece yargıda örneğini görmediğimiz şekilde- davaya bakan hakime "hamili kart yakınımdır, bu işini halledelim, bülent arınç bey'in ilçemizi ziyaretinde konunun gündeme gelmesini istemeyiz değil mi" demesi yetecektir. hakim isterse yapmasın, bir sonraki görev yeri şırnak olabilir. böylece yargı partizanlaşacak, hukukun değil hükümetteki partinin görüşleri üstün gelecektir. diğer köylü de duruma içten içe "kendi yandaşı ya, o yüzden kazandı" diye sitem edecek, yargıya inancı iyice azalacaktır. belki bir sonraki davasında kazanmak için kendisi de akp'ye üye olacaktır. belki de bu akp ilçe başkanları tarafından bağış yapmaya dönüştürülecek, çok bağış yapan, parayı veren dava kazanacaktır.
vatandaş arkasında hiçbir güç yokken dahi mahkemelere başvurabilir, hatta vatandaşın arkasında mafyaya karşı bile devlet ve mahkeme kararı güvencesi vardır ülkemizde. demokratik devletin vatandaşına verdiği en büyük hak ve destek budur. ama yeni anayasa ile bu halkın elinden alınmış, en azından yargıya güven azaltılmış olacaktır.
bence bu şekilde bu anayasanın halkın günlük hayatına nasıl olumsuz etkiler yaratacağı belirtilerek hayır propagandası yapılmalı idi. inanıyorum ki halk o zaman bu elindeki son hakkı da kimselere kaptırmazdı.
bu tabi basit bir örnek. öte yandan, sade vatandaş hükümetin haksız uygulamalarına bile dava açabiliyor, ve mahkeme kararı ile bunu durdurabiliyor şu anda.
mesela alinaoi bu şekilde durdurulmuştur. orman arazilerinin otel yapımlarına açılması, limanların israil'e satışı bu şekilde durduruldu. çiftlik belgesi olmayana da tarımsal destek verilmesi uygulaması çiftçilerin davası ile bu şekilde durduruldu. tekel, şeker fabrikalarının satışı işçilerin mahkemeye başvurusu ile bu şekilde durduruldu.
peki evet çıkarsa akp'nin atadığı hakimler hükümeti mi haklı bulur, işçiyi mi?
unutmayın bu örnekler sade vatandaş olarak sizin de başınıza gelebilir, birgün siz de bağımsız yargıya ihtiyaç duyabilirsiniz.
karar sizin.