Deprem
içime saldığın üç kuruşluk depremle
Hücum borularımı tetikliyorsun
Az önce, önünde diz çöktüğüm
çişli duvarın kraliçesi olarak
Horozluğumun tuttuğu tül çadırlar
Ve altında fırtına böcekleri
Kaçıncı göbekten yandaşların
Hangi savaşın yenikleri?
Tarihe erken geçmede epeyce yol aldık
Tarih dediğim de çırpınış:
Rakofça'dan üfürülmüş kır ağıdı; sen
Kırmızı ışıklı odalarda ağlarken,
Tuzlalardaki yemin törenlerinde de
Topuk taşlarını seksekleyen ben...
Tarihin, kerhane camlarına kazıdığıyla
Tuza yatırdığı aynı anda buharlaşıyor.
Her yazlık sinema ölümünde
Çürük dişlerinin ıslığı korkuttu beni
Parfümcülerden ve kuyuculardan
Devrim şarkıları taşıyan,
Oysa eylemsiz kaldı her şey
Mevsim, şehir ve caddeler
Yaşamı tadında bırakmak mıdır bu
Yüzünün kıvrımlarındayken pusu?
Ey üşümüş serçe; aykırı alfabe
Sayfana düştüm, yırttım; bağışla
Yeşil rüzgarlardan kalma suyla
Tersinden okuyorum seni