murathan mungan

entry481 galeri
    38.
  1. bir varmış bir yokmuş.
    uzak ülkelerin birinde bir pamuk prenses yaşarmış. ne var ki bu pamuk
    prenses, yedi cücesi olmayan bir pamuk prenses'miş. bu yüzden hayatta en büyük
    emeli yedi cüceye sahip olmakmış. sabah akşam penceresinin kıyısına oturu,
    kendine yedi cüce vermesi için tanrıya yakarır, günün birinde çıkagelecek yedi
    cücenin yolunu gözlermiş. kapısında beyaz atlı şehzadelerin bni bir paraymış;
    prenslerin biri gidip, biri geliyormuş ama neye yarar? yedi cücesi yokmuş.
    prenslerin, şehzadelerin hepsi de en büyük vaatlerde bulunuyorlarmış
    kendisine, yalvarıp yakarıyormlarmış ama, o bunların hiçbirini istemiyor, bu
    erken ziyaretçilerin hepsine burun kıvırıyormuş.
    "önce yedi cücem olsun, ben onlarla küçük bir kulubede yaşayayım. evlerini
    süpüreyim, yerlerini sileyim, çamaşırlarını bulaşıklarını yıkayayım; sonra
    cadı kadın gelsin beni yerden yere çalsın, siz ondan sonra gelip beni
    kurtarın; şimdi gelmişsiniz ne çıkar?" diyormuş.
    şehzadeler, prensler yüzgeri dönüyorlarmış pamuk prenses'in kapısından.
    üveyannesi ise çok üzülüyormuş bu işe. ama onun da elinden bir şey
    gelmiyormuş. bir türlü pamuk prenses'e söz dinletemiyormuş. tabii pamuk
    prenses'in bir de üveyannesi varmış. Çünkü o ülkede herkesin bir üvey annesi
    varmış. bütün genç kızlar üveyannelerini "fena kalpli" zannederlermiş. oysa
    bütün üveyanneler gibi pamuk prenses'in üveyannesi de yalnızca bir anneymiş.
    pamuk prenses beklemekten bıkmamış, usanmamış. o pencerenin kıyısında
    solmuş durmuş. yoldan her geçen kadının sepetini "acaba elma var mı, yok mu?"
    diye karıştırıyormuş. her yaşlı kadını elmacı kadın sanmaktan, her sepette
    zehirli elma aramaktan kendine de gına gelmiş.
    bu arada üveyannesinin meşhur aynasına yalvarıp duruyormuş:
    "n'olur üveyanneme söyle beni ormana göndertsin, boynumu kestirtin, avcı
    bana acısın, bir tavşanın kanını sürsün bir beze.. ölümü öp ayna aynen bunları
    söyle üveyanneme."
    gel zaman git zaman bunların hiçbiri olmamış. pamuk prenses kendine yedi
    cüce bulamamış. umutları eskidikçe güçlenmiş, içine kök salmış. yıllar haince
    geçmiş, yaşlanmaya yüz tutmuş, geçkin bir kız olmuş. yedi cücelerden umudu
    iyice kesmiş artık; onları aramaktan vazgeçmiş. ne var ki bu kez de artık eski
    şehzadeler, prensler de uğramaz olmuşlar kapısına, penceresinin dibine.
    bu pamuk prenses bu yüzden hiçbir masala girememiş. kendinin bir masalı
    olmamış. gün gelmiş iyice yaşlanmış, çirkin bir kızkurusu olmuş. yaşamının da
    kendisi gibi iyice kuruduğunu görmiş. şaşkınlıklar içinde korkulara, kuşkulara
    kapılmış. oysa masalından, düşlerinden de bir türlü vazgeçemiyormuş.bunun
    üzerine masalında yeni bir yer edinmeye karar vermiş. koluna bir elma sepeti
    takmış, dağ tepe demeden kulübe kulübe dolaşmaya başlamış. "nasılsa her zaman
    bir pencerede yazgısını bekleyen bir pamuk prenses bulunur," diyormuş. "belki
    uzak bir kulübede, bir ışıksız pencerede bir pamuk prenses beni bekliyordur,"
    diye düşünüyor, hiç olmazsa onu mutlu etmek, zehirli elmalarıyla onu
    özlemlerine, düşlerine kavuşturmak istiyormuş.
    onca yol tepmiş, onca dağ tepe dolaşmış. oysa hiçbir pamuk prenses'li
    pencere onu çağırmamış, her kulübeden, her kapıdan geri dönmüş. elmamalrı
    sepetinde kendi zehiriyle çürüyüp kalmış.

    dişleri dökülmüş, burnu uzamış, kamburu çıkmıştı. artık ayakları tutmaz
    olmuş, siyatikleri azmış, romatizmadan her yanı sızım sızım sızlıyordu.
    gözleri iyi seçmiyor, kulakları iyi duymuyor, beli tutmuyordu. ama o, büyük
    bir inat ve ısrarla dağ, taş, orman geziyor, elmasından ısırtacağı bir pamuk
    prenses arıyordu.
    (düş uykusuna dalacaktı pamuk prenses. tâ ki beyaz atlı şehzade gelene
    dek.. oysa bütün masallar sonsuz bir kış uykusuna yatmışlardı.)
    sonunda zamanın her şeyi değiştirdiğine karar verip, bütün dünyaya küstü.
    köşesine çekildi. yoksulluklar, sıkıntılar içerisinde kırgın, küskün günler
    geçirdi. artık kimsenin ideallere hürmeti kalmamıştı. bunu anlamıştı.
    pamuk prenses ise kendini idealleri uğruna feda etti. ölürken kendini
    -eksik de olsa- bir kahraman gibi hissediyordu. bir masalı bir başına yaşamaya
    kalkışmıştı.
    ve pamuk prenses doksan yaşındayken öldü.
    o küçük kulübesinde yoksul ve kimsesizbiri olarak hayata gözlerini yumdu.
    öldüğünde bütün ülke ayağa ayağa kalktı. ulusal yas ilan edildi. bayraklar
    yarıya dek indirildi. Çok büyük, görkemli bir cenaze töreni yapıldı. yurdun
    dörtbir yanından, yediden yetmişe herkes bu törene katıldı. bütün halk, pamuk
    prenses'leri için gözyaşı döktü.
    cenaze töreninden pamuk prenses'in tabutunu yedi cüce taşıdı. daha sonra
    bu yedi cüce, pamuk prenses'in mezarına kapanıp "bizi bırakıp da nerelere
    gittin?" diye uzun uzun ağladılar.
    törene ailevi nedenlerden ötürü katılamayan beyaz atlı şehzadeler, prensler
    kutlama telgrafları yollamakla yetindiler.
    2 ...