okadar keskin niyetlerin olmasın adamım, okadar kaptırma kendini iklime. gökten ne düşerse onu yaşamaya bak. yağmuru şemsiyenle , karı eldivenlerinle, güneşi gözlüklerinle özel kıl. tek bir şeye odaklanmak hüsran doğrurur, sen sağ elin doluyken sol elini kullanmasını bil ki fantazilerin ertelenmesin. bir şeyi sevmeye meyilli ol ki plajda güneşlenirken yağmura küfretme.
ben yağmuru severim, hele yazın ortasında kılıç gibi düşen soğuk yağmurlar bambaşkadır. ''yağsın yahu berekettir.'' klişesiyle yaşayanlardan tiksinirim. balgam attığı yola yağmur yağması onun için temizlikten başka ne ifade eder ki! dogmalarında boğulmuş bir insanın ağzından ''bereket''ten başka söz çıkar mı. oysa yağmur yağınca her şey tatlanır, imge dünyasının kapıları ağzına kadar açılır. sigara ve çay içmek, yürümek, konuşmak, öpüşmek, arabaların altına kaçışan kedileri izlemek, kitap okumak, uyumak...görsel ve zihinsel şölenler yaşatır insana.
ya işte insan gibi düşün mevsimleri arkadaşım. hani ''kusursuz insan yoktur kusursuz niyetler vardır.'' diye mükemmel bir söz var ya tam bu durumu anlatmak için. mevsimler de şaşabilir, ısıtmak yerine üşütebilir ya da üşütmek yerine ısıtabilir. aslında bu tersinir hava her şeyi biraz daha kıymetlendirir. örneğin güneşi özletir, sonbaharı yaşatır, temmuz ayının sıcak gömleğini söndürür. kısacası bu devinimler insanı canlandırır.