bir mürşid-i kâmil. ne olursan ol gel demiştir. dikkat edilirse bu sözünden sonra birçok kötü durumdaki insanı saymış, hiçbirini bu kötü sıfat sebebiyle kovmayıp, hoşgörü göstererek burası umutsuzluk kapısı değil, siz de gelin demiştir.
ancak yanılgıya düşülen yer şurası ki bu hoşgörü, herkesi yaptığı hatasını meşru kılar şekilde kabul etmek demek değildir. Mevlânâ kimseye hatalarını gel de benim dergâhımda devam ettir dememiştir.
gel de bu hatalarından irşad edilip arın, kurtul, Kur'ân-i Kerîm ile Peygamber(s.a.v.) ile ebedî saadete kavuş diyor Mevlânâ. gel de bu dergâhta islâm nuru ile nûrlan diyor. bana uymaz deme, benim yolum başka deme, umutsuz olma sen de gel diyor. Mevlânâ'nın hoşgörüsü ateşe atlamakta mutaasıb olan insanı kurtarmak için onları merhamet ile Allah'a, Peygamber(s.a.v.)'e, Kur'ân-ı Kerîm'e, ebedî saadete çağırmakdır. insanı felakete sürükleyen nefs ile cihada çağırmakdır.
bunun kanıtı müridlerinin Allah rızası için girdiği nefs mücadeleleridir. hikayeleri gerçek mevlevîlerin birçok kaynağında mevcuttur. Mevlânâ'nın hoşgörüsünü, islâm'a aykırılığı meşru kabul edici olmakla itham, Mevlânâ'ya yapılan en büyük ihanettir.
Mevlânâ buyurmuştur ki:
Men bende-i Kur'ân'em, eger cân dârem.
Ben hâk-i reh-i Muhammed Muhtarem. (s.a.v.)
Eger nakl kuned cüz in kes ez güftârem
Bîzârem, ez u vez an suhen bîzârem.
(Ben yaşadıkça Kur'ân'ın bendesiyim/ Ben Hz.Muhammed(s.a.v.)'in yolunun tozuyum/ Eğer biri benden, bundan başkasını naklederse/ Ondan da şikâyetçiyim, o sözden de şikâyetçiyim.)
Mevlânâ ile ilgili doğru bilgileri bulmak isteyenlere http://www.semazen.net 'i ziyareti tavsiye ederim.