düşün işlerine katkıları azımsanamaz; ama bağnazlığı da öyle. zaten ruhun bedenden önce var olduğunu ya da dike'den vahiy aldığını iddia eden birisi için aksi düşünülemez. bu yolla insanları mantık yerine, safsatalara sevk etmesi de cabası...
sokrates, genelin kabûl ettiklerini acımasızca sorgulamasına ve sorgulatmasına rağmen, kendi kabûl ettikleri için aynı acımasızlığı gösterememiştir. bunu, hristiyanlığı sorgulayan müslüman ya da yahudiliği sorgulayan hristiyan örneğiyle açmak mümkündür. kendinin ispatı için kendinden öncekileri ve sonrakileri acımasızca sorgulayan dinler, sıra özeleştiriye geldiğinde yumuşarlar. sokrates, söz konusu yumuşaklığı lâf cambazlığı ile örtme yoluna gitmiştir.
sokrates'in en hoşuma giden yanı ise, iyiliği ya da daha geniş anlamı ile ahlâkı, tanrılara yamamaktan kaçınması. ona göre ahlâk, tanrıların onayladığı davranışlar olmadığı gibi, onlardan da bağımızdır. herhangi bir davranışın ahlâklı olduğunu betimlemekse, o davranışı ahlâklı kılanın ne olduğunu bulmaktan geçer. bu anlatım da pek tabiî olarak insanları davranışları hususunda sorgulamaya iter ki, bilimin temeli de budur: sorgulama!
not: hakkında birkaç satır karaladım ama tüm bunları platon ya da zenofon gibilerinin yazınlarından öğreniyoruz. belki de çoook başka bir karakterdi.