Bu düşünce yapısının bir eksiği, sadece "tanrı yoktur" ve "tanrı* vardır ve ona inanmayanları cezalandırır" seçeneklerini sunmasıdır. Bir tanrı varsa, o inanmayanları cezalandıracağı gibi, kör inançları da sadece korkudan dolayı inananları da cezalandıran bir tanrı olabilir. Ya da dürüstçe inanmadığını söyleyenleri ödüllendirebilir. O da olmadı, ceza veya ödül gibi kavramlardan hiçbirini uygulamıyor olabilir.
Bunun yanında dikkate alınmayan bir konu da, bu tanrının hangisi olduğudur. Hristiyan inanışına göre islam ın tanrısı "allah" gerçek değildir. Aynı düşünce sistemini tek tanrılı ve hatta çok tnarılı birçok dinin kullandığı göz önünde bulundurulursa, olası bir tanrı, hiç inanmamayı, farklı bir tanrıya inanmaktan da affedilebilir görecektir.
Bunun dışında bu görüş içindekiler, inananların kaybettiklerinin önemsenmeyecek kadar küçük olabileceğini düşünürler, çünkü çoğunlukla hayat tarzları alışkanlıklarından ileri gelip, kaybedilenlerin farkında olmazlar. Uç bir örnek olsa da, bir yehova şahidi, kan naklini kabul etmediğinden hayatını bile kaybedebilir. inançlı kişi, dogmaları yüzüden bilimsel konularda ilermesi engellenebilir. BUnun yanında birçok din, inananlarından zaman, para ve sağlık açılarından isteklerde bulunurlar. Hristiyanlıkta kiliselere önemli miktarda para vermekle yükümlüler vardır. Hindu dininde insanlar sağlıklarını hiçe sayıp ayinleri gerçekleştirebilirler.
Düşüncenin en önemli "falso" su ise, kişinin inancı seçebilme yetisinin var olduğu fikrinin üzerine kurulmuş olmasıdır. Bir kişinin inanıp inanmaması elinde değildir. inanç, bilişten doğan bir kavram değildir, sonuç değil sebeptir. Eğer bir kişi, kazanacaklarını ve kaybedeceklerini hesaplayıp, ona göre inanıp inanmamayı seçiyorsa, bu gerçek bir inanış değil, "cennetin anahtarı"nı satın almaya olan çabadır. Mutlak güce sahip bir tanrı da bu çabayı tabii ki bilecektir.