ecnebi memleketten yurdumuza erasmus adı altında kültür kaynaşması için gelmiş olan gavur öğrenci ile hemen muhabbet kurup onu taksime götüren öğrencidir. son yapılan araştırmalara göre her 10 öğrenciden 7'si bunu yapmakta 2'si bunu yapan arkadaşına eşlik etmekte 1'i ise ingilizcesi olmadığı için dışarıdan izlemek ile yetinmektedir.
gavur joseph'i yanına alan türk öğrenci, taksimde binlerce insanın aktığı istiklal caddesindeki akıma kapılır ve akış yönüne doğru arkadaşı ile yürümeye başlar. içinde bulunduğu durum onu bir nevi kültür elçisi gibi hissettirdiğinden, bugüne kadar öğrendiği tüm ingilizce kelimeleri bir cümle içinde kullanabilmek gibi insan üstü bir aktivite içerisinde yol boyunca hiç de umrunda olmamasına rağmen, joseph'ine mekanlar ile ilgili bilgi verir. bu tip konuşmaları yaparken yanından geçen insanları süzen öğrenci, "nasıl da ingilizce konuşuyorum ama" şeklinde bir ifadeye sahiptir. siçueyşın, du yu get it, akçıli, kucyu pilis kelimeleri ve kelime grupları bu arkadaşımızın en çok kullandığı ifadelerdendir bu süreç içerisinde. taksim bu tür bir aktivite için özel olarak seçilmiştir. ve normalde pek konuşkan olmasa da bu arkadaşımız, tüm mekanlarda yüksek sesle ingilizce konuşmaya devam eder, joseph'i de konuşmaya zorlar.
bu tip insanları görmek için iyi bir çocuk olmanıza da gerek yoktur. taksim'e çıktığınızda herhangi bir yere odaklanmayıp, çevre ile alakadar olmanız bunlardan en az 10 yazı ile on tane görmeniz için yeterli olacaktır.
dayanamadım ben de yaptım.
bu sene okulumda bulunan erasmuslu insanlardan hiçbirisi ile henüz iletişime geçmemiş olduğumdan bunu yapacak gavur arkadaşım yoktu. ben de aldım moonlight sonata'yı fırladım taksime.
moonlight'a dedim ki ingilizce bilmene gerek yok, kafa salla, i see de yeter bana ve o da öyle yaptı. yol boyunca, girdiğimiz her mekanda ingilizce konuşup, mekanlar ve insanları hakkında bilgi verdim. tüm taksim, istiklal, beyoğlu ve nevizade'ye ingilizce bildiğimi göstermenin huzuru ile gece yatağıma huzurlu bir şekilde girebildim. o kadar üniversite okudum erasmuslu arkadaşını yanına alıp taksime çıkmamış dedirtmem arkadaş kendime.
aranızda ingilizce bilip de bunu yapabilmek için erasmuslu arkadaşı olmayanlar benle iletişime geçip makul fiyatlara erasmuslu veya erasmuslu gibi gözüken arkadaşlar edinebilir, gönül rahatlığıyla taksim'de ingilizce bildiklerini sergileyebilirler.
ilerleyen yıllarda taksimde bir dev ekran satın alıp, erasmuslu arkadaşları ile conversation yapan arkadaşların belli ücretler karşılığında videolarını yayınlamayı düşünüyorum. bu işi de ticarete dökebiliriz bence. lars von trier'in de söylediği gibi(o söylememiş de olabilir), her şeyin filmi yapılabilir bence. bence öyle değil tabi bence her şeyin ticareti yapılabilir.