sayın dalkıran

entry5 galeri
    2.
  1. ATIŞ BiRiNCiSi SAYIN BEY’iN DUASI
    2003 yılı Aralık ayı idi, Erzurum Halk Eğitim Salonu’nda “Beyin Gücünü Etkili Kullanma Sanatı” isimli bir konferans verdim. Oldukça verimli ve zevkli bir konuşmaydı. Konuşma arasında bol bol espri yaptım, fıkra anlattım, YÖK ve üniversitelere iğneleyici göndermeler yaptım.Dinleyenler fevkalâde memnun olmuştu.Konferanstan sonra değerli dost Prof. Sayın Dalkıran yanıma geldi. Konuşmayı beğendiğini söyledi, tebrik etti ve ekledi:
    - YÖK ve üniversitelerle ilgili esprilerden vazgeçebilirsen yarın seni üniversiteye çağırayım. Konferansı bir de bizim üniversitede ver. Öğle arası 12-13, bir saat zamanımız var. Gelir misin?
    - Benim için şeref olur, dedim.
    Anlaştık.
    Ertesi gün Erzurum Üniversitesi’nde konferansı üniversitelerle ilgili eleştiri ve esprilerden vazgeçerek tekrar verdim.
    Dekan bey dâhil, birçok profesör gelip tebrik ettiler.
    - Harika bir konu! Seni milli eğitim bakanına tavsiye edelim. Bu konuyu bütün üniversitelerde anlat. Beynimizi etkili ve verimli kullanmayı herkes öğrensin, diye iltifat ettiler.
    Konferanstan sonra dekan beyin çayını içtik ve sonra Prof. Sayın Bey’in odasına geçip sohbete koyulduk. Bu arada Sayın Bey, benim hiç unutamadığım ve duanın gücünü örnekleyen bir askerlik hatırası anlattı.
    “Asteğmen olarak kura çekip kıtaya gittim. 3. bölüğe verildim. Bölük komutanı Yzb. Tanıl, subay gazinosunda asteğmenlerle tanışıyor, hepimize ne gibi hünerimiz olduğunu soruyordu. Benim kendi bölüğüne düştüğümü ve ilahiyatçı olduğumu öğrenince yüzü buruştu:
    “Talih mi var birader? Bana hep böyleleri düşer. Al sana bir molla!”
    Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Dindar olduğum için horlanıyordum. 18 ay zor geçeceğe benziyordu.
    Neyse göreve başladım. Askerlerle birebir ilgileniyor, atışlara önem veriyor, her şeyin düzen ve disiplin içinde gitmesine çalışıyordum. Kendime lâf söyletmemeliydim. Çünkü bana gelecek lâfın, dinime de söyleneceği endişesini taşıyordum.
    Günleri aylar kovaladı ve nihayet atış günü geldi. Atış poligonuna gittik. Silahlar, mermiler hazırlandı. Hedefler karşıya kondu.
    Taburdaki bütün subay-astsubay atış yapıyordu. Sıra bana yaklaşırken içim içimi yiyordu. Atışta mahcup olmamalıydım. Başarının en önemli göstergesi hedefi vurabilmekti. Sıra bana gelene kadar yedi Ayete’l-Kürsü okudum.
    “Allah’ım, bana yardım et, dinim için yardım et. Eğer başarılı olamazsam bu adamlar beni molla diye tefe koyar, çalarlar. Dinimle, inancımla alay ettirme ya Rabbi! Bana yardım et, beni muvaffak eyle!”
    Canı gönülden yalvardım. Bütün kalbimle dua ettim.
    Daha önce iyi bir atış eğitimi almamıştım. Yedek subay okulunda da çok iyi bir tabanca atış eğitimi görmedik. Dua edip atış noktasına yürüdüm. Besmele çekip nişan aldım ve atışa başladım.
    Harikaydı. 12’den vuruyordum. Herkes şaşkınlıktan dilini yutacak gibiydi. Bütün atışlarım isabetliydi.
    Atış birincisi olmuştum.
    Yzb. Tanıl, yanıma geldi. Yüzündeki sevinç ve heyecan görülmeye değerdi. ilk gün tanıştığım asık suratlı adam kaybolmuştu. Küçümseyen bakışlar, dudaklarından dökülen küçümseyici ifadeler kayboluvermişti. Bambaşka bir yüzbaşı ile tanışıyordum.
    Hararet ve heyecanla elimi sıktı. Defalarca tebrik etti.
    - Harikasın! Tebrik ederim. Seninle gurur duyuyorum. Göreyim seni, tabur atışlarında da aynı performansı göster. Hava atalım. Bakarsın alayda da birinci olursun.
    Hemen tabur komutanına koştu, köpürte köpürte atışları ve benim başarımı anlattı. Beni öve öve bitiremiyordu. Ne benim mollalığım söz konusuydu ne de onun talihsizliği…
    Derken adım alaya gitti. Yzb. Tanıl beni alay komutanına da anlatmıştı.
    Taburu temsilen alaydaki yarışmalara katıldım. Orada da aynı şekilde yedi Ayete’l-Kürsü okuyarak ve dua ederek atışa katıldım. Orada da birinci oldum. Alay komutanı beni tebrik etti. Tanıl Yüzbaşı epey hava attı, keyfine diyecek yoktu.
    Bana gelince ben aczimi ve konumumu biliyordum. Cenab-ı Hak, zorda kalan ve kendisinden yardım isteyen kuluna yardım eder. Bana yardım etmişti. Daha sonra da bütün atışlarda hep dua ederek Rabbimin yardımıyla derece aldım. Mazlumun yardımcısı Allah’tır.”
    Sayın Bey, benim çok takdir ettiğim bir ilim adamı. Namık Kemal’in; “Yüksel ki yerin bu yer değildir; /Dünyaya gelmek hüner değildir.” beytini prensip kabul etmiştir, hep çalışır ve ilmini artırır. iyi bir öğretmendi. Mesleğini sürdürürken yüksek linsans tezi yaptı, arkasından doktora çalışmasını tamamladı ve Erzurum Üniversitesi ilahiyat Fakültesi öğretim görevlisi oldu. Daha sonra doçent ve profesörlüğe yükseldi. Yayınlanmış birçok güzel eseri var. Alanında konferanslar verir, insanlara faydalı olmak için çalışır.
    Netice:
    ihlasla yapılan dua açılmaz sanılan kapıları açar. Allah, temiz bir kalple kendisinden istenenleri reddetmez. Dua insana huzur, rahat ve ferahlık verir. Başarı ve mutluluk, Allah’ın sevdiği insanlara verdiği bir ödüldür. Yüce Rabbimiz, insan için sadece çalıştığının karşılığı vardır, buyurur. Çalışarak istersek bize de verir.

    Ali Erkan Kavaklı
    0 ...