din

entry1164 galeri video1
    309.
  1. kişisel bir duyguyu barındırır. (alışıldık "din" algısını bir yana bırak, sen ona başkalarının cümleleriyle kâni oldun.)
    ibadetlerin öğrenilmiş, duaların bağımlı değişiyor. mesela nathan söderblom'da öyle değil, bize pek benzemiyor ve diyor ki iki adet ayırt edici işaret vardır, ki bunlar herhangi bir otantik dini tespit ederken işimize en fazla yarayacak olanlardır, nelerdir:

    birincisi kutsala olan saygı, ikincisi de bu saygıdan kaynaklanan mutlak mecburiyet hissi.

    ivmelensin.

    dini duygu bireyselleştirilebilmiş bir algı aralığını teskif ediyor, (m.ö. 400'lerde hipokrat melankoliyi kara safrana bağlamıştı, ağlamanız inandırıcı değil) duygunun derinleştirilmesiyle insanlık için önce bireysel, sonra doğal olarak toplumsal bir müstakbel yol keşfi mümkün olabilir diyen schleiermacher'i, "hayır!" diye azarlayarak öteliyor ya marx. marx hadisenin maddî tarafına öylesine takık ki, hayat şartlarının düzeltilmesinin ardından bu mucbir bağımlılık duygusunun ister istemez lağvedileceğini ve bu maddî yokluklardan, imkansızlıklardan, zorluklardan doğmuş fiktif yapının [dinin] kaybolma noktasına varacağını düşünüyor. apolojetik, yani savunmacı, yani korumacı ve aynı zamanda cathartique birtakım fikirler atılıyor ortaya: alfred ritschl'nin etik, ahlâki bir paye biçtiği bu dini düşünce hadisesi otto pfleiderer'de evrensel bir tanrı fikri olarak vuku buluyor. tüm beşeriyet için müşterek olduğunu savladığı tanrı olgusunun hiçbir sosyal, dinî grubu tekeline alınamayacağını savlayan otto abimizin ertesinde ernest troeltsch buyuruyor: insandan fıtrî olarak bulunan bir mutlak yahut ilahî varlık duygusundan çıkardığı "dinî a priori" ile kant'ın ayak izlerini izlediğini söylüyor. herkesin ortak kullanım cihetine dahil bu a priori troeltsch'e göre tarihî dinlerin gelişiminin en önemli motoru, gazlayıcısı. bu kant + schleiermacher + troeltsch harmanı dinî duygu adamı rudolf otto ise numineux'un kutsal'ına varıyor. metafiziğin duygusal kategorisine. belki de esas öze. yanisi mi? yanisi ortak dinî zeminlere geçiş sağlayan objektif bir gereklilik olarak görmeye başlıyor dini. kutsal'ı ise profandan tamamen farklı bir "bambaşka" olarak adlandırıp içselleştiriyor. kendince özümsüyor, algıladığınca temenna ediyor.

    - ben allah'a inanmıyorum, din desen toplu bir saçmalama şekli.
    - ben de hıdırellez'e inanmıyorum, hele ahırkapı toplu bir saçmalama şekli.
    - ee?

    ee'si ne?
    din bira içmekse, dini duygu o birayı soğuk içmektir. tercihimse sulandırılmamış, depozitosuz, şişe.
    0 ...