--spoiler--
Hiçbir sanatsal değeri olamayan, oyunculukların resmi tarih tezlerine feda edildiği, inkılap Tarihi kitaplarında fazlasıyla bulabileceğiniz bilgilerle dolu, garip bir 'perdeden fırlayan adamlar' sürprizi barındıran, teknik açıdan vasatın da altında kalan, 'kendini sinema filmi sanan bir televizyon filmi' örneği...
Şu Çılgın Türkler kitabı ile tanıdığımız (bkz: Turgut Özakman)'ın senaryosunu yazdığı filmde, ilkokul 5. sınıfta okuyan bir grup çocuk, Atatürk'ü daha iyi anlamaları için verilen ödev konusunda dedesinden yardım ister. Tarih öğretmeni olan dedesi de 'Atatürk' sözünü duyunca yardım etmeyi kabul eder. Ve resmi tarihin, 'akıl bâliğ olan' her bireyin 'kör gözüne parmak' yöntemiyle inandırmaya çalıştığı bilgiler ardı sıra akmaya başlar.
(bkz: Can Dündar)'ın (bkz: Mustafa)'sına cevap olduğunu gizlemiyor film. Çocuğun biri " (bkz: Atatürk karanlıktan korkar mıydı)" diye soruyor ve "Yok canım, onu da kim söylüyor. Ama fareden korkardı" cevabı geliyor (Mustafa'da 'karanlıktan korkma' iddiası vardı).
(bkz: Halit Ergenç)'in canlandırdığı Mustafa Kemal'in plastik makyajlı hali, filmin en çok sırıtan noktasıydı, belki de. Yüzdeki ton farkları, ışıkta parlayan makyajlı yüzey... Ve hiçbir şekilde mağrur duruşu değişmeyen 'ulu' bir kişi. Posterlerden, resimlerden veya rölyeflerden fırlayıp da gelmiş Atatürk... 1915'ten 1938'e kadar yanı plastik makyajlı kişinin izleyiciye Mustafa Kemal diye yutturmaya çalışılması saygısızlıktan da öte bir durum. " Çocuklar için hazırlanmış bir film canım, olur o kadar" diyeceğim. Ama öyle değil. filmin tanıtımında "küçük büyük herkes için" deniyor. Kaldı ki, çocuklar için yapılmış olsa bile, bu tür bayağılıkları artık çocuklara bile yutturamazsınız. Senaryo diyebilmek için bütün bir dünya nüfusunu şahit tutmanız gerekecek bir metin ile yola çıkılmış olması ayrı bir dezavantaj elbet. Lakin, 'Gazman' tiplemesiyle tanıdığımız, Arka Sıradakiler dizisiyle profesyonel yönetmenliğe soyunan ve ' (bkz: Bayrampaşa Ben Fazla Kalmayacağım)' filmi ile sinema tecrübesi yaşayan (bkz: Hamdi Alkan), vasat düzeyde sinema kültürü olan 'reji tozu yutmuş' hiçbir Allah'ın kulunun beceremeyeceği kadar garip bir iş çıkarmış.
Peş peşe -aynı yönde- 'pan'lar (sağa veya sola kaydırmalar), bitmeyen planlarla oluşan kurgu, sıçrayan görüntüler, kötü çerçeveler vs. Herhangi bir film dilinden bahsetmek söz konusu bile olamaz. Okullarda bize zorla ezberletilen marşların fonda olduğu, TRT'de görmeye alıştığımız 'Cumhuriyet' görüntüleri... Bir yönetmen için bundan daha kötü bir resim ortaya konamaz herhalde.
Filmde öyle bir an geliyor ki, güler misiniz, ağlar mısınız bilemiyorsunuz. Karakterlerden biri "işte Cumhuriyet" diye bir nâra atıyor ve sonrasında gelen görüntüler; statlardaki kutlamalar, askeri geçit törenleri vs. Düşünsenize; rejiminizden övgüyle bahsederken gösterdiğiniz görüntüler, memur zoruyla statlara doldurulan insanlardan mütevelli.
Bu sığ manzara filmi ortaya koyanların özellikleri olduğu gibi rejimin de karakterine bir işaret. 'Muasır medeniyet seviyesi' idealinin yanındaki bu resim vahim olmanın da ötesinde komik.
Harf devriminden bahsederken Latin harflerine 'Türk harfleri' denmesi; Atatürk'ü eleştirenlerin 'ya çağdaşlık istemeyenler ya da yakın tarihi bilmeyenler' olarak nitelendirilmesi ve daha nice anekdot... Filmi neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Allah sizi inandırsın Veda'yı arar hale geldim.
Bazı sahnelerde 'beklenmeyen bir anda, zıplayarak senaryoya giren' sürprizlerle karşılaşıyorsunuz (Uğur Dündar gibi).
Filmde görüşlerine başvurulan isimler arasında Uğur Dündar, Muazzez ilmiye Çığ, Hayrettin Karaca ve Müjdat Gezen gibi isimlerin olması size ne anlatıyor? Cevabı açık...
inkılaplar sayesinde "Bin yıldır uyuyan bir coğrafyanın uyandığı" iddia ediliyor. Ne kadar iddialı bir ifade. Filmden hemen sonra, Dolmabahçe'de düzenlenen Meclis-i Meb'ûsân Sergisi ve Paneli'ne katıldım. Tarihçilerin orada anlattıkları arasından sadece şu cümleyi aktarmam bile bir önceki cümledeki garip ifadeyi çürütmeye yetecektir:
" (bkz: 2. Abdulhamit), eğitime çok önem verdi. Öyle ki, bir kuşak, O'nun attığı temeller ile yetişti. O'nu tahttan indiren ittihat'çılar ve Mustafa Kemal de dahil olmak üzere..."
Dersimiz Atatürk, Mustafa Kemal'in nasıl bir kıskaçta olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Veda'dan sonra kaleme aldığım satırlarda da işaret etmeye çalıştığım gibi; Mustafa Kemal'i Kemalistlerin elinden kurtarmak gerekiyor. Mustafa Kemal'in eleştirilecek yönünün çok fazla olduğunu, resmi tarihin tanıttığı gibi biri olmadığını, hatalarıyla-sevaplarıyla bir 'insan' olduğunu artık herkesin kabullenmesi gerekir.
Atatürk konusunda ders verme cüretinde bulunanların ortaya bu denli kötü bir iş çıkarmasının kimseye bir faydası yok. Evet, yapımcıya para kazandırır. Ancak Mustafa Kemal'in anlaşılmasına hiçbir katkı sağlamayacağı gibi anlamsızlaşması sonucunu da doğurur. Birilerinin, Mustafa Kemal'i Kemalistlerin elinden kurtarması gerekiyor. Öyle bir Mustafa Kemal filmi yapılmalı ki; sinemasal olarak tat, tarihsel olarak hat vermeli. Ve -belki size garip gelecek ama- Mustafa Kemal ile ilgili olarak islamî kesimden birilerinin film yapması gerekiyor. insan olan Mustafa'yı hatalarıyla-doğrularıyla bilmek, benimsemek ve o şekilde kabul edebilmek için. Yoksa; resmi ideolojinin borazanlığını yapan tarihçilerin senaryo denemeleriyle para getirecek işler yapmak için yola çıkıldığı müddetçe, bu milletin, Mustafa'nın -benimseyeceği noktaları varsa da- benimsemeye hali kalmayacak.
Plastik makyajlı tarihi şahsiyetlerin 'ululaştırılmış' halleri değil, olduğu gibi gösterilecek kişilerin makyajsız durumlarının ayan-beyan duruşlarıyla millete mal olabilir, ancak.
--spoiler--