9 ocak 1996 günü saat 11'de herkes gözlerini sabancı center'ın 25. katına çevirdi. sabancı iş merkezinin 25. katı bu suikastın kilit noktasıydı. sakıp sabancı, sermaye piyasasındaki inanılmaz yükselişi ve kürt sorunuyla ilgili hazırlattığı raporlarla sürekli gündemdeydi. türk sermayesinin en büyük ismi sabancı'nın hazırlattığı bu raporlar bazı çevreler tarafından farklı algılanmış olabilirdi. gazeteci yazar cengiz çandar bu ihtimale işaret ederken emekli yargıç albay ümit kardaş konu ile ilgili şunları söylüyor: "karşımızdaki güç kesinlikle yüzeysel bir konu olmayıp ucu 70'li yıllara giden, devlet içerisindeki çekirdek kadro ile ilgili bir konudur. şurası bir gerçektir ki bugün devlet içerisinde feodal güçler oluşmuştur. kimi zaman türkiye bu feodal güçlerin çatışmasına sahne olmaktadır. ben açıkçası sabancı cinayetinin de devlet içerisindeki bu çekirdek kardo tarafından dhkp—c'ye havale edildiğini düşünüyorum. çünkü sabancı kürt sorunuyla ilgili olarak açıkça bir barıştan bahsetti. sabancı bu yüzden uyarılmıştır. bu kadronun her kesim içerisinde ideolojik farklılıklar gözetmeksizin kullandığı insanlar bulunuyor.
25. kat ve özellikle ikinci adamın öldürülmesinin anlamı buydu, çünkü devrimci mantık açısından 25. kat ile evinin kapısında gerçekleştirilecek bir eylemin hiç bir farkı yoktu.
nitekim emniyet müdürlüğü yapmış olduğu çelişkili açıklamalarla emniyet'te konuyla ilgili bir karışıklığın ipuçlarını vermişti. ilkin binaya d kapısından girdikleri açıklanan eylemcilerin 25. kata ulaştıkları söylenmiş, ardından d kapısının olmadığı ve parmak izlerinin tutmadığı açıklanmıştı. bazı devlet görevlileri bu iş dhkp—c'nin işi olamaz derken, bazıları da suikastın bu üç kişi tarafından gerçekleştirildiğini kanıtlamak için ellerinden geleni yapıyordu. çelişkiler bununla da kalmıyordu. terörist diye tanıtılanlar, bu denli iyi organize ettikleri eylemde kapıya niçin gerçek kimliklerini bırakmıştılar? çelişkileri bununla da kalmadı. suikasttan üç buçuk ay sonra sabah gazetesi, istanbul valilisi'nin konuyla ilgili açıklamalarını manşetten büyük puntolarla verdi: "son anda kaçtılar". habere göre üç eylemci romanya'da kaldıkları bir otelden son anda kaçarak yakalanmaktan kurtulmuşlardı. oysa bu olaydan tam 4 ay sonra istanbul emniyet müdürü kemal yazıcıoğlu eylemcilerin aylarca sabancı center'ın birkaç yüz metre ötesinde bir evde barındıklarını, eylemcilerin son fotoğraflarını ele geçirdiklerini bir basın toplantısı ile duyurdu.
bundan birkaç gün önce suikastçılardan mustafa duyar'ın suriye'de türk büyükelçiliği'ne teslim olması olayı daha da ilginç hale getirdi. elçiliğin olayı derhal milli istihbarat teşkilatı'na bildirmesi ile türkiye'ye apar topar getirilen musafa duyar'ın silahını türkiye'nin en sıkı korunan binası sabancı center'a pantolonunun paçasında soktuğunu iddia etmesi de dikkatlerden kaçmadı. çünkü emniyet genel müdürlüğü'nün daha önce yapmış olduğu açıklamada mustafa duyar'ın silahı bond çantasının içinde soktuğu belirtilmişti. mustufa duyar'ın tam da susurluk skandalı'nın basının tek konusu haline geldiği bir sırada teslim olması kuşkusuz daha da ilgi çekici. örgütün kendisini öldüreceğinden korktuğu için teslim olduğunu söyleyen mustafa duyar'ın bu sözleri de pek inandırıcı bulunmadı, çünkü dhkp—c'nin en acımasız infazlarının cezaevlerinde gerçekleştirildiği biliniyor.
işte tüm bu çelişki ve soru işaretleri ne sabancı cinayetinin ne de dhkp—c'nin işlemiş olduğu bir çok cinayetin sadece dhkp—c ile açıklanamayacağını daha da belirginleştiriyor. ideolojik ayrım gözetmeksizin hemen her örgüt ve kurumda yapılanarak örgütlenen, kimi zaman devrim aşkı ile yanıp tutuşan paşa güven'i, dursun karataş'ı; kimi zaman da kalbi vatan sevgisi ile dolu abdullah çatlı gibi ülkücüleri kullanabilen, içinde askerlerin, emniyet müdürlerinin, profesörlerin, gazetecilerin bulunduğu bir güç bu. adı ile ilgili rivayetler muhtelif: gladio, kontr— gerilla ya da yeni ismiyle ergenekon