bir gün uyandım böyle 4 5 yaşlarındayım. güneşli bir bahar günü. o zamanlar bizim eski evde oturuyoruz. sokağımıza helvacı geldi, eskiden helvacılar vardı, sesini duydum canım bir tane çekti. koştum annemden kaptığım gibi bozuklukları üstümde pijamalar yapıştım yakasına helvacının, aldım leblebi ezmesini, çok severdim kendisini. sonra onu yerken bir çocuğun annesinin eteğine yapıştığını gördüm o ısrarla istiyordu, annesi ısrarla almıyordu. ya parası yoktu kadının ya da canı almak istemiyordu, ama üzüldüm o çocuğa. sonra yıllarca üzülerek baktım. benim yaşlarımdaydı üstü başı kir içinde bir kız çocuğuydu, sırf o helvayı yiyemedi diye o gün, ben hep acıdım ona üzüldüm. o an o yaşta mutlu olmak beni korkuttu, bir gün benimde istediklerimin olmayacağını düşündüm ve basit bir isteği bile yerine gelmeyen o küçük kıza küçük halimle üzüldüm. 10 yıl kadar da aynı mahallemizde oturdular, ben her mutlu olduğumda o kız aklıma geldi ürktüm.
he artık korkuyormuyum hayır saçma gereksiz bir korkuymuş dediğim oluyor, gülüyorum. ama sanırım bu insanın sahip olduğu güzel şeyleri kaybetme korkusundan kaynaklanıyor, o yüzden en mutlu olduğunuz anda aklınıza aslında sizi en mutsuz edecek şeyler geliyor.