iktisadi alan günlük hayatta insanların ahlak kurallarıyla ve ikilemleriyle en çok karşı karşıya geldikleri alanlardan biridir. En önemli iktisadi alan alarak piyasa, belli ahlak kurallarına ve davranış ilkelerine dayanmaktadır. Neredeyse tüm insan topluluklarında değişik biçimlerde görülen piyasa olgusu tarihin ilk dönemlerinden beri mevcut olmakla beraber, kapitalist anlamda piyasa tarih sahnesine nispeten yeni çıkmış bir sistemdir. Temel özellikleri fiyatları serbest piyasada belirlenmesi, kar amaçlı üretim üreticiler arasında rekabet özgür bir emek piyasa ve üretim araçlarında özel mülkiyetin olması anlamında kapitalizm kavramını yaygınlaştıran zan edildiğinin aksine Karl Marx değil, Wernel Sombart olmuştur. Marxs hiçbir zaman kapitalizm kavramını kullanmamış bunun yerine burjuva toplumu; kavramını tercih etmiştir. Marksizm geleneksel olarak ahlakı sınıf çıkarlarını yansıtan bir tür ideoloji olarak görmüştür. Marxa göre kominist toplum ahlakı aşan toplumdur. Marksistlere göre ahlak prensipleri evrensel değildir. Tarihi olarak ahlakı maddi iktisadi temellere dayandırmaktadırlar. Önce ekmek, sonra ahlak Marx ahlak anlayışı sosyal ve tarihi bir olguya dayanmaktadır. Ancak gerek Marxın gerekse takipçilerinin kapitalizme yönelttikleri eleştirilerinde yabancılaşma ve sömürü gibi ahlaki kavramlar önemli bir yer tutmuştur.
Marxın kapitalizm altında yattığı yabancılaşma eleştirilerinde çelişki görülmektedir. Bu durum yabancılaşma kavramını uygulanmasıyla ilgili değildir. Marxa göre yabancılaşma kapitalizmin ortaya çıktığı yerlerde meydana geleceğine göre, yabancılaşma konusuyla ilgili ampirik verilerin eksikliği bir şey ifade etmemektedir. Eğer yabancılaşma işçilerin subjektif deneyimleriyle ilgili değil de , kapitalizmin objektif varlığı ile tanımlanıyorsa işçilerin çalışma ortamındaki rahatlığı bundan elde ettikleri özgürlüğü değil, içinde bulundukları yabancılaşmanın derinlik seviyesini ortaya koymaktadır.
Marx, daha sonralarda Capital deki iddialarında, felsefi bir yaklaşımından ekonomi dalına yani yabancılaşmadan sömürgeciliğe atlamıştır. Marxa göre; sömürgecilik, iş ve ücret arasındaki dengesizlik, iş ve işveren arasında bir ilişki, olması gerekenlerdir.
Kapitalizm döneminde insan davranışını etkileyen en önemli saiklerden biri kazanç güdüsü olmakla beraber kapitalizm öncesi dönemlerde de insanlar kazanç güdüsüyle hareket etmişlerdir. Ancak kapitalist piyasa toplumdan farklı olarak burada bu güdülerin toplumsal olarak adil kabul edilen bir çizgiyi geçmemesi gerekiyordu. Bu durumu ingiliz Sosyal Tarihçisi E.P.Thomson Ahlaki Ekonomi olarak adlandırmıştır. Ahlaki ekonomi 1750-1850 yılları arasında ingiltere;de meydana gelen ve Karl Polanyinin Büyük Dönüşüm” olarak adlandırdığı iktisadi ve Sosyal değişimler neticesinde yerini piyasa toplumuna bırakmıştır. Polanyi bu toplumun temel örgütlenme esasının kendi kendine işleyen piyasanın varlığını olduğunu öne sürmüştür. Ona göre kendi kendine işleyen piyasalar kapitalizm öncesinde yoktu. Bu piyasalar gerçekte olmayan şeylerin **** haline dönüştürülmesine imkan sağlamaktadır. Piyasa toplumda toprak, emek ve para haline dönüşmüştür. Polanyi piyasa toplumunda iki tür mübadele olduğunu belirtmektedir. Bunlardan birincisi kullanım amaçlı üretim,diğeri kazanç için üretimdir. Piyasa mübadeleleri kazanç amacıyla gerçekleştirilir. Polanyinin piyasa toplumu kavramı piyasa mübadelesinin kazanç amaçlı olduğu toplumu ifade etmektedir. Piyasada bireysel ve çıkarcı akıl ön plandadır.
Polanyi için piyasa toplumu bireysel bir çabanın sonuncundan ziyade çerçevesini devletin çizdiği bir olgudur. Polanyiye göre hiçbir toplum gerçekte **** olmayan nesnelere gibi değerlendirmenin gayri insani sonuçlarına dayanamaz. Bu durumu Marx da ****fetişizmi yani gerçekte insanlar arasında olan ilişkilerin şeyler arasındaki ilişkiler biçiminde algılanması olarak görmektedir. her şeyi olarak değerlendirmek yani laştırmak insan onuru ve haysiyetiyle bağdaşmaz.
18.yüzyılda Batı Avrupada ortaya çıkan piyasa toplumu kendi çıkarını korumaya öncelik veren bireysel eğilimler, sosyal işbölümü, özel mülkiyet ve sözleşme haklarının güvence altına alındığı bir yapıya dayanmaktadır.
Kapitalist piyasa toplumun doğmasında bireylerin doğal davranışlarının ve devletin biçimlendirici rolünün yanı sıra Weber dini değerlerin de etkisi olduğunu ünlü Protestan Ahlak.. teziyle savunmuştur. Bilindiği üzere Weber, Batı Avrupada kapitalizmi ortaya çıkaran en önemli nedenlerden biri olarak Protestan inancının zenginliği, çalışmayı ve tasarrufu teşvik eden değerlerini görmektedir. Webere göre kapitalist toplumlarda ticarete yeni bir anlam yüklenmiştir. Geçmiş dönemlerde zenginlik ve dünya tamahına yönelmek kötü şeylerken, şimdi bunlar erdem halini almıştır. Benzer düşünceyi Smith ve Rcardo gibi Klasik iktisatçılar da ileri sürmekle beraber bunda dinin etkisini ihmal etmektedirler. Weber, genel kanının aksine, kapitalizmin geleceğinin onun doğmasına neden olan dini inanıştaki gerilmeye bağlı olmadığını belirtmiştir.
Kapitalizmin gerek doğuşu itibarıyla gerekse de işleyişi olarak amaçlayan sonuçlar sistemidir. Braudelin belirttiği gibi ;kapitalizmin en iyi niteliği, kimsenin keşfetmemiş olmasıdır; kapitalizmi ahlahi bakımdan haklı kılan, onun insanın rasyonel yapısıyla ahenkli tek sistem olmasıdır. Bu düşüncelerin kaynağını Smith;de bulmak mümkündür. Simite göre insan karakterine en uygun olan sistem, insan yaratıcılığını ortaya çıkarmada en başarılı olan piyasa sistemidir. Adam Smith için açlığın ve sefaletin önlenmesi ve insanlığın maddi sıkıntalarının azaltılması ahlaki olarak kabul edilebilecek sonuçlardır. Burada önemli olan sonuçlar olduğuna göre, hangi sistem bunları en iyi sağlayabiliyorsa o sistem ahlakidir.
Piyasalarda elin dengeyi sağladığına inanan Adam Smith ve o dönemdeki liberaller uzun dönemde iş hayatında bireylerin belli ölçüde de olsa birbirlerine karşı gayri şahsi davranışlarda bulunmasının olağan olduğunu vurguladıkları görülmektedir.
Kapitalizme göre en önemli değer bireysel özgürlüktür. Bunu sağlayan iktisadi sistem de serbest piyasadır. Piyasayı meşrulaştıran üç temel neden vardır. Özgürlük. Zorlamadan kaçınma ve bireyin kendi kendine geliştirme arzusu. Piyasa bireysel özgürlüğün uygulayabileceği bir ortam hazırlar. Çünkü piyasadaki bütün mübadeleler gönüllülük esasına dayanır.
Günümüzde rekabeti uygulayıp işbirliğini ihmal eden bir piyasa anlayışı vardır. Klasiklerin vurguladığı piyasanın ahlaki boyutuna neo- klasikler önem vermemekte ve piyasayı sadece aktörlerin rasyonalitelerinin karşı karşıya geldiği bir kurum olarak düşünmektedirler. Amaç ne olursa olsun, eğer akılcı, etkin ve sistematik bir şekilde kazanç (fayda) için uğraşılıyorsa bunun doğru olduğu anlayışı hakimdir.
kaynaklar:
- Cahit Talas, Türkiye&;nin Açıklamalı Sosyal Politika Tarih i
Bilgi Yayınevi
- Prof. Dr. Kuvvey Lordoğlu, Doç. Dr. Nurcan Özkaplan, Doç Dr. Mete Törüner &Çalışma iktisadı Beta Yayınevi
- Doç. Dr. Engin Yıldırım, Prof. Dr. Mehmet Duman Siyasette ve Yönetimde Etik SempozyumuAdapazarı, 1998