şimdi atv'de, kanalın seyirci kitlesinin flash tv seyirci kitlesine dönüşmesine oldukça yardımcı olan bir program var; çocukları toplamışlar, "biz onları yarıştırmıyoruz," gibi kisvelerin altında herbirini de çok başarılı bir şekilde kullanıyorlar. mesela fındıkkurdu lakaplı henüz ahlaken batılı magazin kadınları kadar düşmemiş ama en az onlar kadar kendini ve sevimliliğini ve başkalarının kendisine olan sevgisini kullanmayı öğrenmiş kızdan nefret eden benlik arayışındaki liseli gençlik de bu programa kilitleniyor, "ay ne şeker" kadınları ve "gençler gençler"ci hakkı devrim türevi ağabeyler, amcalar da. "pırıl pırıl çocuklar, konservatuvar falan filan," derken adamlar orda çocukları henüz sınıf atlayamamış türk tvciliği elverdiğince kullanıyorlar. evet, çocukların yetenekleri var, buna itirazımız yok; ama, bu terim tam karşılamasa bile, her gün gerek reklamlarda gerek programlarda bu tür çocuk fetişizmleriyle karşılaşıyoruz. aynı şekilde bebek maması veya bebek bezi bilmemne reklamları dışındaki reklamlarda, mesela bir ısıtıcı reklamında da bebekler kullanılıyor. kullanan memnun kullandıran memnun; ama ben nereye geleceğim?
bu sözlüğü okuyan, biu sözlükte yazan birçok kişi slumdog millionaire'i izledi; hatırlarsanız, çocuklarımızı yaşadıkları çöplükten iki koka-kolayla birlikte alıp götüren ve eminim çoğunuzun da -sonra- içinizden her türlü küfrü sayıp döktüğü adam bu çocukları kendi çıkarları için kullanmayı amaçlıyor. ama ona sadece "çocuk halleri", yani masumiyet/temizlik yetmiyor, çocukların iyi şarkı söylemeleri de - daha fazlasını istiyor, ve onların gözlerini kör ediyor/etmeye çalışıyor: yani özürlülük faktörü/fetişizmi.
peki, biliyoruz, yetenek sizsiniz türkiye'de veya bir şarkısın sen'de çocukların veya saf görünümlü insanların sağlıkları, işler haldeki uzuvları bile istene bozulmuyor; olsa olsa psikolojileri/patolojileri değiştiriliyor ama onu da bilinçsizce gerçekleştiriyorlar yapanlar. her neyse, diyeceğim şu, eğer slumdog millionaire'deki o adam çocukları kör etmeye çalışmadan onları şarkı söylemeye yollasaydı ve döndüklerinde onların kendi yetenekleri/şarkı söyleme becerileri sayesinde kazandıkları paraları kendi cebine atsaydı, ona yine sövmez miydik? baba baba söverdik baba. peki, bu takdirle takip ettiğimiz televizyon şovlarında yapılanların farkı ne? daha güzel bi sahne - kanalizasyon değil de, ne biliyim, arı stüdyoları. hadi gelin, sokağa inelim ve soralım, "sergilenen tiyatro mu daha önemlidir, yoksa dekor mu?" evet, dekor da tiyatronun bir parçasıdır mutlaka, ama bizim içselliğe önem veren, her fırsatta "dış görünüş benim için geri planda bikbikbik," öten sevgililerimiz, tiyatronun içeriğinin öneminden dem vuracaklardır mutlaka - içleri öyle olmasa bile belki de.
işte bu arkadaşımız şimdilik bu tarz ahlaklı görünen ekran fetişistlerimizin son ürünü gibi görünüyor.