luc bessonun ekibini de getirsen, alttan müziği de versen olmuyor arkadaş.
bu filme giden herkes uğur yücel ismine gitmiştir benim gibi. ama olamamış dediğim gibi, beyzanın kadınlarından daha iyi yalnız, onu söyleyebilirim.
--spoiler----
film açılışı sorulara gark eden cinstendi. uzatılmış, amatör bir çatışma sahnesi gördük. nejat işler komando ya, onu tanımak baabında. kenan imirzalıoğlu döktürüyordu yine. "bak kardeşim intikam almaya kalkma" dediğinde yurdum polisinin bir kopyası idi adeta.
peki sonrası?
filmin en zayıf yönü yan hikayelerin ana hikayeye eklemlenme sorunu. bunun yanında bir cinayet filminde katilin tahmin edilir birisi olması da zayıflık unsurudur. film zaten 3 kişi arasında geçiyor, uğur yüceli de kilosundan elersen katilin kim olduğu belli. çok mu şaşırdık katilin ensar olmadığını anladığımızda?
berrak tüzünataç bir başka zayıflık unsuru. çok güzel bir kız illa oyuncu olacak diye bir kaide yok arkadaşlar. gece yarısı beyaz atletle emniyette araştırma yapmak çok amerikanvari değil midir? tamam cinayet filmi milyon tane çekildi, yani illa ki bir taklit kokusu, bir klişe olacak. ama önemli olan klişe de olsa hikayeyi nasıl çektiğin? avatar çok mu farklı hikaye sundu bize? konu çok tanıdık bir şekilde işlenmedi mi? ama avatarı çok sevdik. üç boyutlu diye sevmedik, hikaye bizi içine aldığı için sevdik.
neyse efenim araştırmacı ruhlu ezo kızımız (berrak tüzünataç) olayın çözülmesinde önemli role sahip. bu arada kendisinin stajyer polis olduğunu da belirteyim. bu konuda cahil olabilirim ama kendisi elinde baretta her adli mekana dalmakta, bu kadar yetkisi bulunup bulunmadığını merak etmekteyim.
cinayetler güzel işlenmiş, fransız ekip de aksiyon yaratmış, köprüden araba uçurmuş (arabanın yere indiğini göremedim). buraya kadar fena değil. peki mesele nasıl çözüldü anlayan varsa beri gelsin. resimlere bakarken görülen bir ejder, uğur yücele ani aydınlanma sağladı. bu arada sofistike olsun diye haritaya ejder çizme muhabbeti var akıllara zarar. yine bir ekleme yapayım uğur yücel sevenler emniyette yapılan sunumu izlemesinler.
ezo-cello aşkı da nasıl gelişti, kaçırdım sanıyorum. kızımız "eve gelmem, içki içmem" derken uğur abisiyle evlilik üzerine yaptığı bir konuşmanın akabinde kendini cellonun evinde buldu. hem de hard core tarzda. hoş burası cello ve sırtından ibaretti, kendisini bu vaziyette de görmüş olduk.
uğur yücelin ses tonu çok rahatsız ediciydi, dublaj yapılmış herhal. sözlerini çoğunu kaçırdım. ayrıca kendisi damdan tüy gibi süzülüyor o vücutla. bravo diyorum.
ilk ceset bayağı bayağı nefes alıyordu, çekim sırasında sabretse iyi olurmuş. otopsiyi yapan doktorumuzu da üstün oyunculuğu ile sevdik.
ceyda düvencinin hikayeye katkısı nedir? çıkartsan birşey değişmez diye düşünüyorum.
vallahi bu kadar taşlama yeter. müzikleri ve kasvetli istanbul görüntüleri güzeldi. ha bi de sırrı süreyya önder tabii. döktürmüş yine. incileri:
"adam göndere ceset çekiyor. bulun şu herifi"
"bu olay hükümet düşürür"