"oğlum canavar gibi topçu lan bu?", "yıkılmıyor abicim", "bizde olsa ne güzel olur..."
filip holosko'yu ilk tanıdığım zamanlar bunları diyorduk, o zamanlar ege temsilcisi manisa forması giyiyordu kendisi. 2 kez canlı maçını seyretmiş ve bu adam bu takıma fazla demiştim. nitekim çok zaman almadı parlaması ve kısa zamanda 3 büyük takımın transfer listesinde tepeye yerleşti.
basın bir gün gs'ye aldı onu bir gün fb'ye. hatta galatasaray taraftarı holosko kesin bizde diye başlıklar bile açtılar forumlarına, oysa sevdalıydı bu çocuk.
takmıştık bir kere istiyorduk bu çocuğu biz ama talibi de çoktu. gelir miydi, gider miydi derken bir anda beşiktaş forması giyip televizyonda kartal gol gol gol derken karşımıza çıktı. dayı ne oluyoruz dedik. adam beşiktaş'ın ve tribünlerinin hayranıyım dedi. işte o zaman diğer talipliler yavaş yavaş çekildiler aradan.
bir gece ansızın kara kartal oldu bu slovak delikanlı. 23 yaşında ve gelecek vaadeden bu gence verilen para ve takasta kullanılan futbolcular ise adeta sakız oldu dillere. oysa holosko'nun bir kulağından girdi diğerinden çıktı. ilk çıktığı maçta asistle başladı ve o günden sonra beşiktaş taraftarının kalbinde derin yer etti. çok değil transferinden bir ay sonra ise "artık taraftarı olduğum kulübün formasını giyiyorum" dedi.
beşiktaş taraftarı olarak holosko'dan asla süpersonik işler beklemedik. onu biliriz, tanırız. kapasitesini anlarız. ama o da hiç bir zaman en iyisini yapmaktan alıkoymadı kendini. hiç bir zaman yenilgiyi kabul etmedi, her zaman savaştı.
inönü stadının en güzel anlarından biridir holosko'nun sağ kanattan topu alması ve yardıra yardıra gitmeye başlaması. çünkü bilirsin ki daha bu adamı durdurabilecek bir oyuncu yok türkiye'de.
dedik ya isyanın sesidir holosko, en güzel haykırışı geçen sezonki fenerbahçe maçındadır. takımın ne oynadığı belli olmayan adeta hipnozdaymışçasına hareket ettiği fenerbahçe maçında orta sahadan topu almış, pozisyonunu tek başına hazırlamış ve tek başına muhteşem bir gol atmıştır. sadece tahammülsüzlüğünden yapmıştır bunu, hırsından yapmıştır.
odur her kupa töreninin en coşkulusu, odur her gol sevincinin en çılgını, odur her galibiyeti en delice kutlayanı.
yeri gelir kötü de oynar ama hiç bir zaman bu çocuk mücadele etmiyor demezsin. denedi ama olmadı dersin. bu adamda ruh yok demezsin.
yakın bir zaman önce ise evladımızın ayağı kırıldı. fakat güçlü bünyesiyle kısa sürede bunu atlattı ve şimdi sahalara döndü. o topa girmeye çekindikçe bizim de içimiz acıyor. ama biliyoruz ki az kaldı yine iyi bildiğimiz holosko'yu izlemeye. sahada biri ona çift girdi mi hop diyoruz, geçmiş sakatlığı hatırlıyoruz, tedirgin oluyoruz. çünkü filip holosko bizden biridir, tribündeki adamdır, televizyon başındaki karakartaldır.
ve herşeyden önce o mahallede topun peşinden koşan, annesinin tüm ısrarlarına rağmen terli terli soğuk su içen, yerinde duramayan, oyunu asla çirkinleştirmeden sadece kendi işine bakan, sabahdan akşama kadar eve girmeyen ve kendi gol pozisyonu kendi anlatan golü attıktan sonra da gol diye bağıran çocuktur.
filip holosko beşiktaş mahallesinin genç delikanlısıdır.
evlattır.