yarasını saklama endişesiyle, sevişiyorum sanıp sevişemeyenlerden olmadım ben hiç,
saklamadım kendimi ben merkezinden geçirdiğimde bile güç kabul ettiğim pi sayısını.
yönlere pek kulak asmadım, nereye gitsem ordaydın çünkü;
içimde büyüttüğüm solmaya yüz tuttuğunda elimin teriyle suladığım çiçektin sen, bilemedin.
gözlerinden geçirdiğim bir ipek ipti umudum.
senin rolün, doğunun en değerli hazinesi güneşi kıskandırmaktı bu oyunda
ben bir zehrin derimin altına naklini izliyordum kadrajdan çıktığında sen..
sessizlik en çok burda devreye giriyordu; oysa suflör işini çok iyi yapıyordu konu yalnızlık olduğunda.
yayılıyordun yaralarıma kabuk tutması kimin umrundaydı, aşkın vitamini kabuğundadır yalanına inandırmıştım çoktan kendimi..
ya da zaman öyle dürtülemişti beni bilmiyordum.
yersiz yönsüz ama geniş zamanlı bir huzurdun sen ziyaretime az gelen,
çatkapı gelmiyor sıramı beklememi öğütlüyordun tembih kıvamında sert bakarken..
ve sen bu halinle dünyanın en masumorospusuydun ihtiyaç duyulduğunda ortaya çıkan ve asla para kabul etmeyen..