''ağlamadan
dillerim dolaşmadan
yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
üzerime yüreğimden başka muska takmadan
konuşmak istiyorum''
diyen 'konuşmak isteyen' şair. peki ya anlaşılmak?
''dilce susup
bedence konuşulan bir çağda
biliyorum kolay anlaşılmıyacak''
şiirleri sevilip, keşke hep sosyalist kalsaydı diye iç geçirilen de o; islamcıları kıyasıya eleştirdikten sonra, ''kim bu ismet özel denen deli'' denen de o:
''Haytanın biriyim ben, bunu bilsin insanlar
ruhumun peşindedir zaptiyeler ve maliye
kara ruhlu der bana görevini aksatmayan kim varsa
laboratuvarda çalışanlara sorarsanız
ruhum sahte
evi Nepal'de kalmış
Slovakyalı salyangozdur ruhum
sınıfları doğrudan geçip
gerçekleri gören gençlerin gözünde.
Acaba kim bilen doğrusunu? Hatta ben
kıyı bucak kaçıran ben ruhumu
sanki ne anlıyorum?''
biraz alçakgönüllü olsanız sorusuna 'asla! alçakgönüllülükte alçaklık vardır' diyen; eşref-i mahlukatı arayan, şaşılacak bir dünyada yaşayan, karlı bir gece vakti bir dostu uyandıran. ama hiçbir zaman soruları tükenmemiş olan:
''şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?''
bulunduğu yerden hep rahatsız:
''şaşılacak bir dünyada yaşamaktı; öğrendik
şimdi külçeler yüklüyüz şaşılacak bir biçimde
külçeler yüklüyüz ve çıkmak istiyoruz yokuşu
sokaklar gittikçe katı bizim adımlarımıza
peşimizde bütün bahçeleri boşaltan ter kokusu
yankımız soyunup sevap rahatlığı alınan yataklarda
yürek elbet acıyor esvap değiştirirken
bizden artık akması beklenilen kan da katı
kovulduk ölümün geniş resimlerinden.''
avukatlık yaptığım sanılmasın. sadece van gogh'un kulağı geldi aklıma.