Senin ikliminden göçüp gitmek de varmış garip bir kırlangıç gibi uzaklara. Demek yokluğunu da görecekti kör olası gözlerim. Yardan uzak, vefadan ayrı, ölüme yakın bu sürgün şehrin havasını solumakmış alnıma kazınan. Sensizliği koynuma alıp her gece ilişikte bekleyen ilişkilerimin günahlarını da omuzlayıp en ağır suskunluk nöbetlerinde gizliden gizliye ismini zikretmekmiş yaşamak bir yerde.
Tüyü bitmemiş öksüz acılarımdan ricat edip sevgine iltica ettiğim günden beri yaşam daha bir yaşanılası görünmüştü göz bebeklerime. Kısa zaman dilimlerine sığdırmaya çalıştığımız ne varsa aslında sonsuzluğa bedeldi. O kısa anlar şimdi anı olmaya aday. Doğuştan ölgün hayatım, güzel hiçbir şey yaşamadığıma dair aleyhimde şahitlik ederken Tanrıya sunacağım tek kanıttır yanında eğreti yanlarımı süzgeçten geçirdiğim anlar. O lekesiz anılar.
Sen yoksun, şimdi kıran girecek umutlarıma. Gözlerim daha bir rutubetli, gözyaşlarım daha bir derişik. Zindan gecelerden kızıl şafaklara uzanan münferit bir sancı, sahipsiz bir acıdır kimsesizliğim. Sensizliğin mealidir derimdeki çatlaklıklar, gözaltlarıma çöreklenmiş gamdan dağlar.
Şimdi yanımda olman için feda edemeyeceğim herhangi bir nesnenin adı var mıdır, şüpheliyim. Benliğime gözdağı verip duygularımı koyuyorum masaya. Zaten uğruna bozuk para gibi harcayabileceğim en değerli yanımdır senin için yerlere çaldığım yüreğim. Yere düşen bir dilim ekmeği, mukaddesliği üzere öpüp alnıma koyar gibi bütün hazin yanlarını gönülden sahiplenip taç ediyorum başıma.
Gittiğin her yerde, her neresi olursa olsun, ayak izlerini bıraktığın toprak yollarda, gölgeni bağışladığın kerpiç duvarlarda, aynalara lütfettiğin aksi sedanda benden kalma izler bulacaksın unutma. Çünkü yanında götürüyorsun ta başından beri sana ait olan beni. Kalubelada, henüz bütün ruhlar yeni yaratıldığında sana hediye edilmişti zaten özüm.
Ümidimin çorak topraklarında yeşeren filiz, işlediğim en büyük sevaba verilmiş cennetsin. Hayatın benden alıp götürdüğü ne varsa hepsi sensin.
Yine karamsar resimler çizip dikilip karşısına, kendime acımalarımı döküp saçıp dört bir yana, kuşatıldığım bu acımtırak hislerin sarhoşluğunda sana seni yazıyorum. Seni ben bilip sende birleştiriyorum eksik parçalarımı. Gitme kal demek çözüm değil bilirim. Gitmelerin bir dönüşünün olduğunuda Bunu bilerek direnirim sensizliğin cellâdına. Kader dediğin yokluğuna sabretmekse sabır taşı olurum dönüşünü hayal ederek.
Cinnetten çıkma bir gecenin sabahı. Bedenin artık cana dar geldiğini hatırlatan dayanılmaz ölüm sancılarını aratmayacak kadar derinden zuhur eden acılarla teneşirin üzerinden doğrulur gibi fırladım yataktan. Daha kaçıncı gecesiydi ki senden ayrı olmanın ama nice bin yıllar deviren tarihin başlangıcına dayanıyordu sensiz oluşum. Bu antik yalnızlık isadan bile önceden. Ve dün gece kelimeleri zincirlere vurup dudaklarında hiçbir şey söylemeden uzaklara gittin sen.
Yer gök yalnızlık kokuyor yine. Oysa nasılda mutluydu ömrüm seninle sevgi basamaklarını birer birer çıkarken. Beni burada kâğıtsız kalemsiz bırakıp gözlerini armağan ettiğin kente olan nefretim artıyor durmadan. Sıradan bir alışmışlık semptomu değil bu içimde barındırdığım. Alışkanlıklarımdan elbet bir gün vazgeçebilirim. Ama güneş batıdan doğduğu gün ve yıldızlar sulara indiğinde belki o zaman vuku bulur senden vazgeçişim.
Gittin Sensizlik gölgeliyor şimdi yarınlarımı. Uzaklığınla örselenmiş yarım bir aşkı sırtlamak üstelik bütün her şeyin tek taraflı olması ihtimalini de iliştirip yüreğime nasıl bir azabın karşılığıdır tarif edilemez. içimde yanan ateş bilirim sadece beni yakar sana dokunmaz.
Gittin Yokluğunu gösteriyor bütün saatler. Aylardan eksikliğin, günlerden sensizlik... Bütün şarkılar hüzzam makamı. Bir gün bir yerde buluşma ümidi bile yaşama değer kılmıyor avuntularımı da kattığım hayatı. Yol kenarlarına atıldım çaresizliğimle baş başa. O kadar anlamsızım ki, gözden çıkarıldım el üstünde tutulurken. Esir edildim seni özlemeye.
Gittin Nasılda kolayca kayıverdin avuçlarımdan, kalbimin en ücra köşelerine bile sızdığın gibi, aniden, zamansızca gittin işte. Unutulma korkusu sıkıyor şimdi boğazımı olanca kuvveti ile. Hatıratının isli sayfalarına beni de katarsan bir daha anımsamamak üzere işte bu bitişimin diğer adıdır. Ya dönmezsen demiyorum, elbet döneceksin. Beni ürküten döndüğünde başkasından izler görmek gözlerinde.
Gittin Ne kadar da basit telaffuz etmek bu eylemi, altı üstü iki hece işte. Bir çırpıda, sadece ağız açıp kapama hamlesi ile dökülüveriyor dudaklarımdan, herhangi bir zahmete katlanmadan. Gittin! işte hepsi bu... Özlemek tam karşılığı değil beni düşüncelere salan şeyin. Geberiyorum yokluğundan.