türk erkeğinin kaçınılmaz bir şekilde (kaçabilirliği var da, tercih meselesi) deneyimleyeceği hadise.
aslında olay hem çok uzun, hem de çok kısa. askerlik aşkı ile yanıp tutuşmak ve vicdani ret kavramlarını yani bu iki zıtlığı bir kenara koyarsak; askerlik, belki de en göreceli şeylerden biri. ilk gecen ve sabahından, o postalı ayağına ilk geçirişinden, ilk komutanından, yaşadığın ilk nasıl yani'nden, -nöbet tutanlar için bu kısım- tuttuğun ilk nöbetten, ilk çarşı izninden, kısa dönemsen ilk duyduğun poşet geyiğinden ve son gecene, son sabahına, son rütbeline, son traşına, son çarşına kadar kişiden kişiye ve de yerinden yerine farklılık gösteren bir hadise askerlik. ufak çaplı genellemelerin yapılabileceği noktalar da var tabiki. lakin, olayın geneli oldukça kişisel. örneklendirmek gerekirse ve bu örneği bir homojen yapı oluşturmak adına sadece kısa dönem askerlik yapanlardan verecek olursak, bu zat-ı muhterem beş ay boyunca hiç nöbet tutmadı. fakat nöbet tutmaktan ve benzer durumlardan dolayı izine çıkmak zorunda kalan arkadaşlara şahitlik etti. torpil uğruna takla atanların sonunun nice olduğunu gördü. ve daha sayısı artacak da artacak benzer örnekler.
diyeceğim şudur ki, özellikle askere gidecek arkadaşlar, siz siz olun, rahat olun. gözünüzdeki ve gönlünüzdeki vatan savunması-vatan sevgisi hislerinizi yaşarken aslında kimseye benzemeyen bir askerlik yapacağınızın farkına varın. askerliği aradan çıkarma olarak bakan askere gidecek arkadaşlar ise, siz siz olun, siz de rahat olun. mecburiyetinizin var madem, tadını çıkarmaya bakın.