ebu kalel

entry206 galeri
    49.
  1. (bkz: #6534727)

    aklınca müslümanın atatürk'e saygı duyamayacağını söyleyen, üstüne üstlük de koskoca (postal yalamıyorum, yalayanı da sevmem. koskoca=kaç milyonluk, miktar.) ordunun alayına "dinsiz"'i yapıştıran sözlük komedyenlerimizden birisi kendisi. bölücülüğün kralına atmakta masturbasyonu için.

    zaten troll olduğunu yazmışız yukarıda, ancak bunu da belirtmeden geçemedim.

    yazdıklarından etkilenecebilecek derecede saf/mal arkadaşlar olduğunu hesaba katarsak bu yazı daha çok anlam kazanabilir.

    yoksa bana ne anuna koyım?

    bakınız aşağısı daha bir güzel;

    ...

    Prof. Nevzat Yalçıntaş; "Suudiler 1926 yılında sınırları içinde tüm mezarlıkları yıkıyorlardı. Atatürk sıranın Hazreti Muhammed'in kabrine geldiğini öğrenince bir telgraf çekerek, "Eğer bir tek taşına bile dokunursanız ordumu aşağı gönderirim" demişti. Bunun üzerine Suudiler Hazreti Muhammed'in kabrine dokunamamıştı. Ama bu telgraf yok edildi" dedi.

    Atatürk olmasa bugün Hazreti Muhammed'in mezarı da olmayacaktı

    O BELGE NASIL ORTAYA ÇIKTI?

    Yalçıntaş anlatıyor:

    "(Dışişlerinde Bakanlık arşivini araştıran) Münir Bey aradı. Çok ilginç bir belge bulduğunu, bunu getirip göstermesi gerektiğini söyledi. O sırada benim çalıştığım başbakanlık binası ile dışişleri binası aynı yerde. Hemen atlayıp geldi. Çok heyecanlıydı.

    Prof. Yalçıntaş, Münir Bey'in gösterdiği belgeye baktığında çok şaşırdığını belirterek şöyle devam etti; Belge bir telgraf metniydi. Henüz yeni kurulan Suudi devletinin kralına gönderilmişti. Telgrafta "Hazreti Muhammed'in mezarının yıkılacağını derin üzüntü içinde öğrendim. Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam orduyu aşağıya gönderirim" yazıyordu.

    Şimdi gelelim belgenin bulunmasından sonraki gelişmelere, çünkü vahim ve ilginç olan bu: Nevzat Yalçıntaş'ın anlattığına göre Münir Bey belgeyi önce bir üst amirine götürüyor. Belge oradan daha yukarı taşınıyor. Sonunda müsteşara, oradan da Bakan ilter Türkmen'e geliyor. Tabii Evren Başkanlığındaki Milli Güvenlik Konseyi'nin de haberi oluyor.

    Sorun şu: Bu belge ne yapılacak? Dönemin Atatürkçü komutanları ve onların emrindeki bürokrasi bu belgenin açıklanmasını istemiyor. Ancak belge de ortaya çıkmış bir kere. Sonunda o dönemde yazılan ve şimdi kitapçılarda tek nüshası bile kalmayan bir Atatürk kitabının içine, hiçbir anons yapılmadan konuyor.

    Kısacası konu adeta kapatılıyor, sadece o tuğla gibi kalın kitabı sonuna kadar okuyanların dikkatini çekecek biçimde "zevahiri kurtarmak" adına konuyor

    ...

    (bkz: hayat) (bkz: vapurlar) (bkz: troller)

    *
    2 ...