bir sunumunda ilkokul, lise, üniversitedeki asıl olması gereken eğitimi minimize bir şekilde anlatarak bize gösteren kişidir. kesinlike okumanızı öneriyorum, o kadar uğraştım hem. *
--spoiler--
sınavı hazırlamak benim altı ayımı aldı. beş dakika sürdü sınav, ben ama altı ay üzerinde düşündüm; ya "bunu sorayım mı, bu mu?" falan. beş soru internette dolaşıyor; geçenlerde tufan yolladı bana "hocam internette dolaşıyor" diye. "amerika'lı profesör yaptı" diyorlar, bir yıldır dolaşıyor. ben sınavı üç buçuk yıl önce yaptım. iki tane soruyu söyleyeyim size, sadece iki soruyu. beş dakikada bitti sınav. "organizasyonun bütününü görebilme" diye bir madde vardır. işletme fonksiyonları, ar-ge, finans, insan kaynakları, pazarlama, ar-ge neyse. "kesin soracağım ona göre" dedim hepsi ezberlemişler. soru şu: "soruyu büyük bir dikkatle okuyun" kalın harflerle yazıyor; "birazdan sorduğum soruyla, sizin gerçekten herhangi bir şeyin bütününü görüp, göremediğinizi ölçeceğim, ona göre" diye kocaman yazdım. ingilizce yapılıyor sınavlar. soru şu:
"jeniffer'ın babasının beş kızı vardır.
a)lala
b)lulu
c)lele
d)lili
e şıkkı "mantık sırasını sakın kaçırmayın" dedim, "babanın mantık sistemini sakın kaçırmayın ve beşinci kızın adını e şıkkına yazın." birkaç öğrenci "jennifer" yazmış. soruda diyor ki: "jennifer'ın babasının beş kızı vardır." çocukların hepsi "lan bu ya lolo'dur ya lölö'dür" direk böyle, "lolo-lölö" sınavdan sonra bizimkililerden bir çocuk geldi. çok çakal bir tip "hoca" dedi ya, "bu ne sınav herkes onu konuşuyor, ben tebriğe geldim." -sağol. sen? "hocam, o kadar saf değiliz." dedi. dedim "ikinci soruyu naptın?" döndü, "ingilizce'de 'ö' harfi yok 'lolo' olacak değil mi?" amcam çözmüş olayı; o kadar da emin ki "'lolo' değil mi?" diyor. dedim "lolo, evet"
beşinci soru, elli puanlık soru. final sınavını düşünün ve elli puanlık bir soru düşünün. iletişim sorusu, "kesin soracağım" dedim. kitapları okumuşlar, ezberlemişler; alıcı varmış, verici; mesajlar kodlanıp gidiyormuş, geliyormuş falan filan. çocuklara onu anlatmışlar; dürtü, ikilem, güdü-müdü... ezberletmişler. iletişim sorusu şu:
"beş yıldır bu okulda öğrencisiniz. beş yıldır sınıflarınızı temizleyen, benim her sabah kapıda gördüğüm, müstahdem bir hanım var. adı-soyadı burada kocaman yazıyor. soyadını yazmanıza hiç gerek yok, sadece adını yazın." sınıf şok. biri elini kaldırdı
"hocam, ben yanlış mı anladım?"
"nedir?"
"yani" dedi "şimdi o kadının adı hatice'yse; şu anda ben buraya hatice yazarsam final sınavını mı geçiyorum?"
"bak" dedim "ne kadar basit. yaz hatice'yi geç sınıfını."
dışarı çıktım; içeriden konuşmalar geliyor:
"beyler kadının adı ne? beyler, kadı... beyler bak bilen, lütfen arkadaşlar elli puan ya. arkadaşlar, kimse mi bilmiyor? beyler kağıtları bir gösterin, bakalım." ben dışarıda duyuyorum bütün konuşmaları. çıkardılar kağıtları, kimsenin kağıdında kadının adı yok. "beyler, hocaların adını biliyorsunuz, kızların adını biliyorsunuz beyler." sınav oluyoruz zannediyorlar, ders alıyorlar içeride; ben dışarıda bekliyorum; konuşmalar kesildi, ben girdim içeri, "bitirenler versin" dedim. zaten beş dakikada bitti sınav. verdiler kağıtları; sınıftaki ukraynalı, çin'li türk, kıbrıs türk'ü hiç kimse o kadının adını bilmiyor. tek bir öğrenci, ne yazmış kağıda biliyor musunuz? hem de beni ikaz ettiler bu çocukla ilgili, "hocam şöyle adam olmaz, böyle kavgacı..." ne yazmış kağıda biliyor musunuz? "battı balık yan gider" allah allah şimdi o soru "battı balık yan gider." türkçe "hocam, benim ingilizcem, şimdi anlatacaklarıma yetmez. ben o yüzden türkçe yazıyorum" demiş. "not vermeyeceğinizi de biliyorum." çünkü yönetmeliğe göre türkçe yazdığı an sıfır puan, cevabı doğru yazmış olsa bile sıfır. "hocam, önce size çok bozuldum niye biliyor musunuz? ne sorsanız iletişimle ilgili benim cepler dolu hocam şu anda" diyor. "ben cepleri doldurdum" diyor. "ne sorsanız çıkarım yazacaktım. ben ingilizcenin 'i'sini bilmem hocam" diyor. ingilizce eğitim verilen bir koleji bitirmiş, ingilizce eğitim verilen bir üniversiteyi bitiriyor. "hiçbir ingilizi anlamam, hiçbir metni anlamam, seyrettiğim hiçbir şeyi anlamam. sınavdan önce sorarım arkadaşlarıma on-on beş yıldır. 'bu herif ne sorar?' derim, söylerler, çizerim onları, koyarım cebime, sınavda da çizerim, çıkınca atarım çöpe, giderim. hocam, önce sana çok bozuldum, sınıfta kalıyorum çünkü. sonra bir şey fark ettim. hocalardan hangisinin adı sor yazarım; memleketini, futbol takımını sor yazarım. çünkü çıkar ilişkim var." diyor. "hocam, o kadını ben sekiz yıldır görüyorum, bir kere suratına bakmadım. ben öyle bir adammışım ki..." yazmış oraya "çıkar ilişkim yoksa, insanların suratına bakmıyormuşum. hocam sana bir söz..." demiş. "bu sınavdan çıkıcağım, iki ay daha bu okuldayım. gider gitmez o hanımın adını öğreneceğim. iki ay içeri girer, çıkarken gözlerine bakarak, adını söylerek, 'günaydın-iyi akşamlar' diyeceğim. hocam sınıfta kalıyorum ama sağ olasın" demiş. yönetmeliğe göre not veremezsiniz; zaten cevabı da bilmiyor. elli üzerinden elli aldı ve sınıfını geçti. ben kadının adını sormadım. o öğrenmesini istediğim şeyi öğrenmiş.
--spoiler--