bir hastane hücresinde değil, bir ameliyat masasında kelepçeli değil, aylardır sokaklardaydı güler, gece gündüz sokaklardaydı, duvar yazılarında, bir binadan sallanan pankartta, şehirlerin meydanlarında, yoksul mahallelerinde, kaldırımlarda, inatla yürünen caddelerde, karanlıkta yapılamaz denilen basın açıklamalarında, açılamaz denen imza standlarında, müdahale edilen açlık grevlerinde.. heryerde gülümseyen, zafer işareti yapan güleç yüzü vardı.. hiçkimse duyarsız kalamazdı onun o kendine güvenen ama mütevazi bakışına, gülüşüne.. duyarsız da kalmadı, o bakış camiden çıkmış cüppeli, çember sakallı amcayı getirdi imza standına, aynı bakış 1 yaşındaki çocuğuyla izlemeye gelen kaygılı ev hanımını oturma eylemine davet etti, kendisine aydın diyen aslında çok da aydınlık olmayan nice yazara-çizere destansı makaleler yazdırdı..
güler için af istemedi hiçkimse, suçlu değildi ki.. merhamet istemedi, acınacak durumda hiç değildi.. adalet istedi, kendi yasalarını çiğneyenlere, acınasılara, beyni kelepçeli olanlara karşı duyulan öfkeydi aynı zamanda güler zere eylemleri.. iki tane götü mumlu evrak değildi eksik olan, adaletti.. onur meselesi, namus meselesiydi güleri geri almak, bir irade savaşıydı.. güleri yaşatmak, kavgayı yaşatmaktı..
güler ölecek, evet ölecek ama.. bu irade, bu inatçılık, bu kararlılık, bu netlik, bu dediğini yapan-yaptığını savunan anlayış.. güler ne şanslı ki, yoldaşının kılına zarar gelse ortalığı ayağa kaldıran gelenekten gelen ailesinin, o büyük ailesinin yanında ölecek ve hiç ama hiç bir zaman unutulmayacak..