yılmaz erdoğan

entry749 galeri video4
    35.
  1. uzun bir soluk alıp da, dışarıya verdiğinde, bir insanın, neden yaşadığından dem vuramazlar da, dertliliğine vurulurlar yaşam(a) fakirleri ? yaptıklarına, ettiklerine, edilgenliklerine vurulurlar ? ne yaşamıştır, nereden\nasıl gelmiştir, kimlerin bellediklerini tersyüz etmiştir ? yaşamak ! üzerinden düşünüldüğünde kimseye kaşlarını çatamamak değil midir ? en ölümcül kelimelerini çatarken bir insan savaş meydanında, neden düşman gördüğünün sessizliğinin önünde eğilir ? peki ya eninde sonunda neden hep sessiz kalan ezilir ? bir insan ne demiştir, ne söylemiştir, her saçma uykunun sabahında, bir önceki geceden, ne kadar tutarlı olabilir ? kimin söylediğiyle, yaşadığı birdir ? ama hayat böyledir. dünyanın düzeni kimliklerdir, yaftalardır, yapmacık sohbetlerdir, bilmez bir insan böbürlendikleri en çok kendini kirletir. aslında herbirinin tek istediği güzelliklerle dolu bir sergidir, o ki; kötü taraflarını saklayıp, yaşam panosuna iğnelediğidir. kim ister ki, kötü tarafları ortaya çıkartılsın, konuşulsun ? en yaralayan yerleri, savuşturulacağına, önceleyin, hiç istenmediği halde kendiyle kavuşturulsun ? başkalarının biçtiği rollerde, başkalarının doğrularıyla, hiç kendi bildiğini yaşa(ya)madan, geçersin hayattan ve gidersin gene başkasının biçtiği bir kefenle bu saçma sapanın attığı taş gibi düşersin, aslında alacaklısı olduğun hesaptan.

    neden bir şair, derinlemesine içine çekerek, uzun uzun solur hayatı ? iç(inden) geçirerek, hep cepten yiyerek, koynunda bir beyaz kağıt boşluğu, anlatır; olan\olmayan, acıtan\sancıtan herşeyi. kimse düşünmez, bir şair, hep dahası münferit bünyelere, sözcüklere iliştirilmiş, münzevi bir hayattan başka birşey veremez. şair(ler) ki; rüyayla gerçeğin arafında\hep iyinin, aşkın tarafındadır da, bunu gör(e)meyen gözlere, görüngü sürmesini, kişinin kendinden başka kimse çekemez ! bu karanlıktır, kalan kısımdır, kıyarken başkalarına, hayat içerisinde ondan hiç bahsedilmez . insanoğlu ki; bir başkasının gerçeğine, kendi hayatından dem biçmez, ağzına ne gelirse söyler, kimse azıcık sükut suyundan içmez ve kimse kötülediğinin ne kadarı kendindendir söylemez.

    'benim bir bildiğim var der' şair; 'hayat saçma sapandır.' naçiz yazarınız da der ki; insanlar, başkalarının gerçeğini es geçip hep kendi doğru bildiklerini okudukları sürece öyle kalacaktır. bundan sonra da, kendini bilemeden başkalarını bilmeye çalışanların saçmalaştırdığı bu hayat her yeni geleni affallatacaktır. baş dönmesine şiirse en iyi ilaç, bunu anlayan el sürmeden şairine, hijyenik şartlarda ürettiği harflerinin üzerinden geçerek her dem ayakta kalacaktır.

    ama tüm bu yazdıklarım sudur, elekle taşındığı değirmenin de usudur. biliyorum şairim, adını sakladığın gibi biliyorum. hep haberler olacak biliyorum, senden hazin biçimde bahseden. biliyorum, izah edemeyecek durumunu hiçbir argüman. biliyorum, elbet şiir olacak şairin tesellesi. biliyorum, çok iyi şiirler yazdın şairim, kötülerin hepsini çıkartırsak. biliyorum, hep rast gitmeyecek şiirlerin şairim. biliyorum şairim, yorgun demokrat sesindeki (h)üzüntü içindekine ayna. biliyorum şairim, hem gidenedir şiirlerin, hem gelecek olana. ve bana vurulan adım gibi biliyorum şairim, o da biraz oyalanıp gider nasılsa !

    biliyorum şairim. eninde\sonunda; yalnızım + yalnızsın + yalnız(ız) = - bu ufalanan hayatta edinilen tek şiarlık - yalnızlık . . .

    ve biliyorum şairim;

    en azından bu so(la)n sözüm kayda geçecektir. hayat içinde hiçbir şeyin sızısını geçiremediği o bünyene, acı hep acı verecektir . . .
    2 ...