'eşkıya', 'şaki' sözcüğünün çoğulu. 'şaki', haydut, yolkesen anlamlarında, dilimizde artık kullanılmayan bir sözcük. buna karşılık 'eşkiya', cahit külebi'nin güzel şiirindeki dizelerde olduğu gibi dilimize tekil anlamla yerleşmiş: "benim doğduğum köyleri / akşamları eşkıyalar basardı..." yavuz turgul'un güzel filmi 'eşkıya' ise, tek bir adamın, gençliğini cezaevlerinde tüketen ve çıktığında evini, yurdunu, aşkını, her şeyini yitirmiş olduğunu gören yapayalnız bir adamın öyküsü. senaryonun, yönetmenin ve eşkıyayı oynayan şener şen'in başarısı, bu yalnızlığın, kişisel, toplumsal, komik, dramatik, trajik, bütün boyutlarıyla vurgulanabilmiş olmasında...
izleyen herkesin filmde sevecek bir şeyler bulması, sanıyorum ki ortak bir noktada buluşmaktan çok, kahramanların herhangi bir yönünden etkilenmekle ilgili. 'eşkıya'da böyle bir içerik zenginliği, olay örgüsünün böyle bir yoğunluğu var.
'eşkıya' gerçekçi bir yapıt. fakat, (yaşar kemal'in romanlarındaki gibi) masalsı öğelere de sahip. bu masal öğeleri (yine yaşar kemal'in romanlarında olduğu gibi) gerçeği bulandırmıyor. tersine, ondaki (gerçekteki) masalsı boyutun altını çiziyor. otuz beş yıl sonra cezaevinden çıkan adamın köyünü sular altında bulması, bir masal öğesidir. yaşlı kadınla bir masal atmosferinde buluşmalarında, bir masal atmosferinde konuşmalarında şaşılacak bir yan yok. çünkü bu masal, bizim hayatımızın gerçeğidir... yönetmen, filmin bu giriş sahnesinde, bile isteye bir tragedya ortamı yaratmış. bu nedenle, sular altındaki köyün yıkıntılarını terk etmeyen yaşlı kadının gerçek bir yaşlı kadın olup olmaması önemli değildir... o bir tragedya kahramanıdır... yönetmen böylece, gerçekçi yöntemin doğalcı yorumundan bilinçli olarak uzak durarak, gerçek yaşamdaki tragedyanın altını çiziyor... (bunun gibi, filmin başından finaline kadar birçok başka sahnesinde de olayların gerçeklikle bire bir örtüşürlüğünü aramak, filmde anlatılmak isteneni anlamamış olmak demektir.)
eşkıya baran, gerçek bir tragedya kahramanıdır. savunduğu, sahip olduğu değerler, tıpkı sular altındaki köyü gibi, yıkılmıştır... istanbul şehrinin sokaklarında o, insanın içinde aynı anda gülmek ve ağlamak duyguları uyandıran çağdaş bir don kişot'tur... kenar mahalle delikanlısı cumali ise, çarpık toplumsal ilişkiler ortamında büyümüş ve kendisi henüz kendi değerlerini oluşturamamıştır... baran'la karşılaşmaları, belki de bu değerleri oluşturabilmesi için bir şanstır... fakat çarpık değerler ortamı, onu da eşkıya baran'ı da aynı anda acımasızca yutacaktır...
yavuz turgul ve şener şen, eşkıya baran tipiyle, unutulması olanaksız bir sinema (roman) kahramanı yaratmışlar.
'şaki', mutsuz kişi anlamına da geliyor... 'eşkıya'nın kahramanı mutsuz bir kişi mi? bence o, filmin sonunda havai fişeklere ve yıldızlara karışırken de en sağlam insanca değerlere sonuna kadar bağlı kalmayı başarabilmiş mutlu bir insandır...