üç beş güzel söze kapılma
denize açıl
açıklarda yüz
vur kulaçlarını suya
döv köpükleri
topuklarınla uzat kendini ileri
bırak denizin tuzu
yaksın gözünü
su seni sarsın
sen baharsın
gemiyle yarışan martı
ve yunus gibi
al başını git
karardıkça derindeki sular
bırak uzakta kalan karayı
tat esrikliğini suyun
dön yönünü uçsuz bucaksız ufka
bırak kıyıda ağaçlar küçülsün küçülsün
martılar kanatlarıyla yol göstersin
ses kalmasın sudan başka
sen denizsin
bırak sevişsin
küçük bedenin
sen ve martılar
ve bir de kocaman salkım saçaklarıyla
deniz analarından başka
kimse yok insansızlığında doğanın
bak yalnızsın
kendini suya bırak
korkuyla şehveti
damağında tat
al ağzında ez
denizin tuzlu suyunu
tut bu anı
kaçmasın
küçük yüreğin korksa da boğulmaktan
yok olmayı göze alman gerekse de
erek yiğitlik olmalı
tek başına yaşanan
bırak kulaçların kanatların olsun
korkusuz martılar gibi
ufukta kaybolan
vur topuğunu
köpürt suyu
al başını git
güven denize
bırak karayı
bak portakal soyar gibi
dağları söküp çöpe atmışlar
kayaları ağaçsız bırakmışlar
ne güzelim korular kalmış
yaros zafanosta
ne de köyleri süsleyen
o güzelim eski rum evleri
kara
kaba kalabalıktan yorgun
korkma durmaz
ritmi bozuk yüreğin
vur kulaçları
parmaklarını aç
ger kolunu
ufka uzan
ufku tut
dokun batan güneşe
bırak ellerin yansın
sen güneşi yut