arkadaşla tren biletleri farklı saatlerdedir; mecburen 2 saat tek başına beklenmektedir. ilk bir saat kafayı bavula dayayıp uyuma girişiminden sonra, yanımdaki boş koltuğa doğru gelen iki tip görülür. biri gayet hoş, şık giyimli ve temiz yüzlüyken; diğerinin gömleğinin üst 3 düğmesi açık, o kıllar arasında ışıldamakta olan altın bir zincir. bir türk kırosunu metrelerce öteden tanıma konusunda master yapmış olduğumdan mütevellit, hemen çantamı yanımdaki boş yere koyma girişiminde bulundum. tam hoş olan yanıma oturmaya çalışırken, bizim kırocan bir kıç hareketiyle onu yana iterek löp diye oturuverdi yanıma. hemen uyuma pozisyonuna geçecektim ki, dürterek, düzgün bir fransızcayla nereye gideceğimi sordu. muhatap olmamak adına "fransızca bilmiyorum." diyerek kestirip attım. ardından ingilizce "nerelisin?" sorusuna bu kez "ingilizce bilmiyorum." yanıtını verecektim ki; kendisi bavulumda yazan adresimi gördü ve "anam! türk türkü koskoca paris'te buldu! bak sen şu allaaan işine!" diyerek sarılma girişiminde bulundu.
ve kabus başladı.
yemek ısmarlama girişimleri, fransa'da kalacağım yer hakkında detaylı sorular, evine davet etme derken konu saptıkça saptı, oralara hiç girmeyeceğim. "sevgilim var" diyorum, "nişanlıyız." diyorum; "olsun, o da erkek arkadaş ben de erkek arkadaş." diyecek kadar yüzsüzleşiyor. ah diyorum nerede benim spreyim? muhabbetten hoşlanmadığımı, yorgun olduğumu söylüyorum laf dinlemiyor, kalkacak oluyorum tutuyor kolumdan. bildiğin yapışkan! yardım da isteyemiyorum kimseden, istesem ne diyeceğim? ne yapsam da uzaklaşsam şurdan diye düşünürken trenim geliyor. apar topar kalkıyorum, tam kurtuldum diye seviniyorum... tutuyor kolumdan! "bırakır mıyım hiç seni? bulmuşum böyle türk kızını. saçların... ne kadar güzeller!" deyip saçlarımı okşamaya başlıyor. burada diyorum " allah'ım hadi artık uyanayım bak gerçekse şaka gibi, şakaysa hiç komik değil. hadi uyandır beni." nerde... daha fazla detaya girip ne ahlakınızı ne de asabınızı bozmak istemiyorum. sadece son darbeden bahsedeceğim ve "yurt dışında türk ile karşılaşmak" kabusumu sonlandıracağım.
vagonuma geldik, tam elinden bavulumu çekip alacağım, hoşçakal diyerek şap şup öpüyor allah'ın kırosu. bir türlü kızgın gözükemediğim için kendime lanet ediyorum. tam gideceğim, bir daha öpmeye yelteniyor çenemden tutarak. ve o anda ağlamakla çığlık atmak arası bi sesle" yok artık daha neler!" deyip, koşarak trene biniyorum arkama bile bakmadan.
eminim çok iyi insanlarla da denk gelen olmuştur; yurt dışında yaşayan türklerin hepsi bu abazan kırocan gibi de değildir. allah düşmanıma bile denk getirmesin böylesini, evlerden, hatta dünyadan bile ırak olsun böylesi.