o zamanlar ilkokul 2-3 e falan gidiyorum. babam adamcağız bot almış bana kış geliyor diye. bot da kahverengi birşey amugagoduum okulu siyah istiyor diye gecenin bir yarısı böyle yağmur falan yağmış kabanla gidiyoruz. botu boyatacağız. gittik boyacıya kapının önünde çocuğun teki 2 saniyede bir burnunu çekiyor, üşütmüş belliki. babam içerden dükkanın sahibine seslendi geldi. "oğlum fırat al şu botları boya" diye benim botları verdi bizde dükkanın önünde bekliyoruz. baktım çocuğun ayaklarına ayaklarında delinmiş bir ayakkabı var. muhtemelen ayakkabının içi su dolu. adam içerde sıcakta otururken çocuk dışarda soğukta ayakkabıyı boyuyor birkaç kere boyaması gerekmiş. adam içerden"gel bir çay vereyim" diyor babama. babam çocuğu görüyor "yok kardeş sağol" diyor. içimden "ulan şerefsiz alsana çocuğu içeri ver bir çay acelemiz yok bizim". diyorum. ama çocuğum ya dışarı vurmama gerek yok. neyse çocuk boyuyor bizim ayakkabıyı tam o sırada bir adam geliyor, ustaya "ahmet abi bizim salih yemek yapmış gelin bize dedi" diyor. usta" tamam geliyorum" demesine kalmadan çocuğa "gelmek istermisin?" diyor. çocuk napsın tabi kabul edecek, sen olsan dururmuydun?ahmet denilen yavşak "yok o gelmesin, üstü başı kirli". dedikten sonra boyanın bittiğini farkediyor.çocuk kırgın,hasta birde aşağılanmış yaşlar süzülüyor. babam parayı ödedikten sonra, eve dönüyoruz. eğer şu andaki halim gibi olsaydım o adama diyeceğim ve edeceğim çok şey olurdu. ama napalım küçüktük.
(bkz: çok dertliyim be sözlük)