Sadece Hitchcock'un değil, sinema tarihinin en güzel filmlerinden birisidir. Bir dergi fotoğrafçısı "iş kazası" yüzünden kırılan bacağının iyileşmesini beklerken, bir yandan da karşı apartmanının "Arka pencere" lerini gözlemlemektedir. Sonunda karşı dairelerden birinde cinayet işlendiğinden kuşkulanır ve olaylar gelişmeye başlar. Film, polisiye edebiyatın ünlü adlarından Cornel Hopley-Woolrich'in (1906 - 1968) bir öyküsünden sinemaya uyarlanmış. Alfred Hitchcock (1899 - 1980) güzel sanatlar ve mühendislik eğitimi gördükten sonra sinemaya sessiz film döneminde, ara yazıcı olarak girdi, bir süre kurguculuk ve yönetmen asistanlığı yaptıktan sonra, 1930'lu yıllarda kendisine dünya çapında ün kazandıracak filmleri çekmeye başladı. O dönemin önde gelen ingiliz yönetmenleri arasında sayılıyordu. 1939'da ABD'ye Hollywood'a gitti.
Hitchcock gerilim sinemasının en büyük ustası kabul edilir, ancak onu bir türe sıkıştırmak haksızlık olur. Sinemayı sanat düzeyine çıkaranlardan biridir. Filmlerinde hiç bir zaman kaba bir etki peşinde koşmamış, daha çok sinemasal anlatımı geliştirmek için kafa yormuştur. Ayrıca "Arka Pencere" de olduğu gibi, ele aldığı kişilerin karakterlerini, toplumsal konumlarını, dönemim değer yargılarını büyük bir titizlikle yansıtmıştır. "Arka Pencere" de asıl öykünün yanısıra bir çok öykücükler de var. Filmde zamanın değer yargılarının sözcüsü hastabakıcı Stella (Thelma Ritter) Jeffries ile evlenmeye kararlı, onun için amatör dedektifliğe bile girişen güzel Lisa (Grace Kelly); bir türlü erkek arkadaş edinemeyen Bayan Yalnızkalp; içkiyle kendini avutmaya çalışan başarısız besteci; erkeklerin çevresinde fır döndüğü güzel dansçı kız; bütün sevgilerini bir köpeğe veren çocuksuz karı koca; balayını burada geçiren genç çift ve tabii "katil zanlısı" gezgin satıcıyla hasta karısı sanki minik bir toplum örneği oluştururlar. Arka Pencere, bir başyapıt, her dem yeşil bir klasiktir. imkanınız varsa kendinize hediye edin.