susurluklar, ekonomik krizler, 12 eylüller, 24 şubatlar, baş örtüsü yasakları, askeri krizler, bombalı saldırılar, terör saldırıları,şemdinli, hsbc binası, savaşlar, saldırlar, suikastler, ve en sonunda danıştay saldırısı..
bitmek bilmeyen olayların en sonuncusu...
peki olayı şöyle bir hatırlayalım.
tarih: 17 mayis 2006 sabah saatleri
bir şahıs danıştay binasına girerek o sırada toplantı yapan danıştay üyelerine silahla ateş ediyor, bir çok üyeyi yaralıyor.ve bağırarak(!)* elinde silahla binadan çıkıyor.sonrada yakalanıyor.
sonuç? bir üye bu saldırıdan dolayı ölüyor.
olayın üzerinden yarım saat bile geçmeden, siyasi simalar danıştay binasının çevresinde boy gösterdi. yaralılar ambulansa taşınırken, "hükümet onları hedef gösterdi", "böyle olacağı belliydi", "biz bunu biliyorduk ve haklı çıktık" şeklindeki açıklamalar dikkatleri hemen başka yönlere çekti. yüksek yargı mensupları arkadaşlarının üzüntüsünü yaşarken, birileri siyasi rant peşinde mi koşuyordu acaba?
tabi, fısıltı gazetesi de provakasyona rahat bir zemin hazırladı ve hızlı çalıştı. olay hakkında hiçbir açıklama yapılmadan, bazı medya organlarının "biz allah'ın askerleriyiz dedi ve tekbir getirerek tetiğe bastı" yönündeki haberinin kaynağı acaba neydi? çünkü daha kaç kişinin yaralandığı dahi bilinmiyordu.ilerleyen zamanlarda saldırıya uğrayan diğer üyelerin bu şekilde bir bağırmanın olmadığını hatırlamadıklarını söylemişlerdi.kaynak neydi hala bulamazmısınız tek bir kişi bile bu şekilde demeç vermemiştir.
danıştay'ın güvenlik kameraları saldırganın saldırıdan bir gün önce keşif yaptığı gün ve saldırı günü her ne hikmetse(!) arıza vermiş ve hiç bir görüntü alınamamıstı..
peki, saldırıyı gerçekleştiren avukat alpaslan arslan kim? elazığ milli eğitim müdürlüğünde, ilköğretim müfettişi olarak görev yapan babası idris arslan, haberi duyunca şok olduğunu ve oğlundan 2 gündür haber alamadığını söylüyor.15 mayıs 2006'da türkiyeye yabancı ülke ajanlarından tam 200 kişinin geldiği günden beri haber alamamıştı babası(!)
şimdi.. yer danıştay binası.. tekrarlıyorum danıştay binası..saldırgan avukatmış avukatlık mesleğinden yararlanıp girmiş dediler.onlara soruyorum "her beline silahı alan avukat yargının en üst segmentlerinden biri olan danıştay binasına girebilir mi?"
"rejim çığırtkanları" daha olaydan bir kaç saat sonra mesailerine başladılar.
danıştay üyesi tansel çölaşan diyorki; saldırgan kişi olaydan bir gün önce gelip, danıştay'ın daire başkanı'nın kapısını zorlamış ve dışarı çıkmış..
bu olay üzerine kimse bu adamı sorgulamıyor.kimse kılını kıpırdatmıyor.aynı adam ertesi gün yine danıştay binasına geliyor belinde glock marka hayalet silah denilen silah, glock deyip geçmeyin normal bir insan varlığının bu silaha ulaşması neredeyse imkansız
ha burada glock marka silahın hayalet denilmesinin sebebi silahın küçük ve hafif olmasından kaynaklanıyor, bunu sanki hiç bir x-ray cihazına yakalanmıyormus gibi lanse edildi bu detayı kaçırmayalım glock x-ray cihazlarında kabak gibi görünen cihazken nedendir bilinmez x-ray cihazından gecivermişti? yoksa x-ray cihazıdamı arızalanmıştı o gün..olabilir tesadüftür(!)
saldırgan kişi o toplantıyı toplantının saatini,yerini çok iyi biliyordu.binayı iyi tanıyordu.bu bilgilere normal sıradan bir avukat nasıl ulaşıyordu? sadece iki kez binaya girdiği tespit edilen bu saldırgan bu bilgileri ve binayı nasıl bu derece iyi biliyordu.x-ray cihazından geçtikten sonra danıştay gibi bir noktada neden üzeri aranmadı?
ve olaydaki kilit isim muzaffer tekin, bulundugunda kalbinden yaralanmıştı, peki bizim medyamız ne demişti? intihar ettiği iddia ediliyor.bir insan 100 lerce intihar yolu varken intihar etmek icin sizce kalbine bıcak saplıyabilir mi? lütfen biriniz bıcakla parmagınızı kesmeye calısır mısınız?
muzaffer tekin.. eski ordu mensubu,tüm kara ilişkilerin içerisindeki adam... emekli olmus bir ordu mensubu emekli olamamıslar sizce fısıldamış olabilir mi? biliyorum biliyorum realite can yakar..
şemdinli olayında olan kime oldu? savcıya meslekten atıldı neden? savcı o bombayı atmıştı değil mi?(!)
sonuç; maalesef yine ülkenin iç huzuruna darbe vurulmuş, yine bir komplo teorisiyle hükümet-asker karşı karşıya getirilmeye çalışılmıştır.cenaze töreninde tüm bakanlara sözlü ve fiziki tacizde bulunanlar sizce orada sadece cenaze için gelen insanlarmıydı? ön yargılarımızı bir tarafa bırakalım ve sakin bir düşünceyle düşünelim.bizler bu ülkede yaşadıkça ve bizler yine bilincimizi kaybedip, markalarla büyüyen bir toplum oldukça, ülkenin hiç bir sorununu umursamayan insanlar oldukça, bu kısır döngü devam edecektir.olay üzücüdür yazıktır.ama lütfen şunu unutmayalım ki maalesef herşey bize gösterildiği gibi değil.
inşallah bu olay en son iç huzur darbesi olur.ve bu ülkenin insanları birazda olsun ülkelerinde huzurlu yaşarlar.