heidegger'in de vurguladığı gibi felsefenin temel sorusu; "n'oluyo lan?" dır, ya da "varoluş, hacı... ne iş? biz niye varız, her şey niye var?" gibi.
bilince sahip herhangi bir canlının düşünebileceği, sorabileceği, arayabileceği daha önemli bir şey aklıma gelmiyor. hayatın anlamını bilmemek, niye yaşadığımızı hatta bir niye'si olup olmadığını bilmemek demek.
yalnız buradaki hayattan sadece canlı yaşamın değil de, tüm varoluşun kastedildiğini görmek gerek (canlı yaşam da cansızdan çıkıyor malum; abiogenesis). üstünde durmak istedim çünkü hayatın anlamı ottur, böcektir diyenler daha çok buna takılıyorlar gibi, soruyu "yaşamda sizi ne memnun eder?" gibi anlamamak lazım. zira hepsi serotonin seviyesine, mutluluğa çıkıyor ki, bunlar yaşamın anlamı değil temel dinamiklerindendir. meseleniz sadece mutlu olmak, iyi hissetmekse de; anlatılanlara bakarsak o mantığa göre eroinden daha büyük bir anlamı olamaz hayatın...
bu yüzden hayatın anlamından bahsederken ne olmadığını söylemek gerekiyor daha çok.
genelde yaşamın anlamı olduğu iddia edimiş o "küçük, minik" şeyler onun temel dinamikleri, onu var eden ve bekasını sağlayan şeyler zaten, yani yaşamın kendisi... dolayısıyla totoloji oluyor; biz var olduğumuza göre de tanrı olmalı; tanrı var çünkü bizi yarattı... bıdı bıdı... gibi.
hayatın anlamı ottur, böcektir, mutluluktur diyenlerle; genlerimizi kopyalamaktır vs. diyenler aynı şeyi söylüyor, yani hayattan zevk almaya çalışmak -genel anlamıyla anlam aramanın kendisi de dahil olmak üzere- aynı zamanda, yaşamı sürdürme ve genleri aktarmaya hizmet eden yaşamın temel dinamiklerinden kaynaklanıyor. hayatta bir iz bırakma isteği, çocuk yapma isteği vs... ikiye bölünerek çoğalan tek bir hücre de aynı şeyi yapıyor. bu mu anlam? hayır, değil; bunlar yaşamın kendisi.
anlam yüklenmesinden, anlamı insanın kendisinin yaratmasından da sıklıkla bahsediliyor, ancak bir şeyin bu anlamdaki anlamı ya vardır ya da yoktur; anlam yüklemek; uydurmak, ve inanılıyorsa da kendini kandırmak demektir (varoluşçuluk misal). rasyonalize etmek gibi, fiil hali olumsuz anlam kazanır; bir şey rasyonel olsaydı rasyonalize etmeye gerek kalmazdı...
ortada düşünerek bulunabilecek bir şey yok. iki bin beş yüz yıl düşünüp postmodernizme gelmişsiniz, bravo! pardon gelmişiz, bravo!.. düşünerek en fazla memelilerin omurgalı olanlarından insan türünün zihin yapısını, iç dünyasını filan aydınlatabiliriz herhalde. dindar arkadaşlar gibi insanı son nokta olarak kabul etmiyosak, evrimsel bir aşama olarak görüyorsak, düşünerek her şeyi bulamayabileceğimizi de kabul etmeliyiz. insan beyninin kısıtlılığı, istatistik sözkonusu olunca misal, maymuna döndüğü, bilinen bir gerçek.
mesela; ortada iki ucu da mantığımızı aşan bir ikilem var varoluş konusunda: ya sonsuzluk diye bir şey olmak zorunda ya da mutlak yokluk (yoktan var olmak, var edilmek ya da). aşkın durumlar... sonsuzluğu aklımız almadığı gibi, yokluğu, yoktan var olmayı da almıyor ama yine de anlamlandırmak için insani nitelikler atfediliyor kimilerince; yaratmak gibi niyet, kasıt içermesi yönüyle gayet insani olan nitelikler misal...
tam bu noktada söylenmesi gereken şu; hayatı anlamlandırmada akıl mantık yolunu seçmişsek ama kendi aklımızla, mantığımızla hayatın anlamını bulamıyorsak yapılması gereken 'hay alla' demek yerine daha yüksek bir akıl, mantık arayışı olmalı; bunun adı da var; yapay zeka.
hayatın temel ereği ya da aşamalarından biri yüksek bir zekaya veya bilince ulaşmak olabileceği gibi bi sik de olmayabilir, ama bunun bi sik olmadığını öğrenmek için daha yüksek bir zekaya ihtiyacımız olduğu kesin.
evrendeki bütün bilgiyi, mümkünse ötesini de çözebilmekten, tam bir tümevarımdan; yani tümdengelimden söz ediyorum. hayatın anlamı yok demek için, nihilizm için henüz erken, evrendeki bütün bilgiyi çözmeden; bilim, doruk noktasına, daha fazla ilerleyemeyeceği bir noktaya gelmeden her şey anlamsızdır diyemeyiz. bilinemezcilik daha mümkün, 'henüz bilinmiyorculuk', 'bilinme ihtimali varcılık' yanıyla tabii.
kafaları güzel tutmak lazım bir şekilde elbette, ama bunu hayatın anlamı sanmadan. bilmediğini bilmek de gayet önemli bir bilgi.
bu entriyi; 'hayatta en hakiki mürşit ilimdir' diyerek bitirmek istemediğimden, diyorum ki; hepimiz singularitarianizme bulaşıp yapay zeka araştırmacısı olcaz diye bişey yok. carl sagan'ın verdiği bir örnek vardır; 18 yy.da ingiltere kraliçesi, imparatorluğunun bütün imkanlarını seferber etse ve tv'yi tarif edip bana böyle bişey icat edin dese, mümkün olamazdı der, çünkü tv'nin icadı için onunla alakasızmış gibi görünen bir çok başka şeyin icat edilmesi gerekiyordu daha önce... yani burada da tek bir alanın değil genel olarak bilimin ilerlemesi önemli. (bkz: memristor)
sıradan bir insanın bile yapabileceği şeyler her zaman var; uygarlığı yok etmemek mesela...
hayatın anlamını uludağ sözlükten öğrenme fikrini komik bulan mizah anlayışımıza kapak olması dileğiyle...