1970 yılında geldim dünyaya, Samsun'da çektim ilk nefesimi ciğerime ve ciğerim yandı. Dünya daha ilk andan canımı acıtmaya başladı. Babam gazeteciydi bundan mütevellit çocukluğum Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde geçti. Erken yaşta başladım tanımaya, öğrenmeye; hayat o günlerden başlamıştı ağır gelmeye. Hayatın ağır gelmesinden dolayı bir şeye sarılmak istedim, sanki boğuluyordum ve bir can simidi, bir ip, bir kurtarıcı arıyordum; müzikle tanıştım. On yaşımda curayla tanıştım. Bu tanışıklık bende daha çok müzik sevgisi oluşturdu ve bağlama öğrenmeye başladım. Yalnızlığımı paylaşacak birini daha doğrusu bir şeyi bulmuştum. Müziğe ilgimi arttırdı bu durumlar. On dört yaşımdaysa gitar dersleri almaya başladım. Ama şimdilik sadece kendimce çalıyordum ama iyi bir dinleyiciydim. Müzik dinlemeyi çok severdim, dinlerdim.
Bir süre dinleyici olarak kaldım müzik piyasasında, bu süre zarfında bir enstrümanın sesine hayran kaldım, elektro gitardı o. Ben bir arayış içindeydim hala ve cevap oydu sanki. ilk olarak kendime akustik gitar aldım; kısa süre sonra da elektro gitar ve gitar öğrenmeye başladım. Çalmak huzur ve mutluluk veriyordu, güzeldi yani. Gitarda kendimi geliştirmiştim ve artık müzikle profesyonel şekilde ilgilenmeye karar verdim. insanlara bir şeyler vermeliydim, bir şeyler anlatmalıydım onlara. Atılmıştım artık müzik hayatına; istanbul'da ve güney tarafında çaldım biraz. Eğlendim ben, eğlendirdim. Eğitim hayatımı da müzik üzerine kurdum, artık müzik benim hayatımın vazgeçilmeziydi. Müzik benim bildiğim tek dildi, derdimi bir tek o anlatıyordu sanki. Ve insanlar bana eşlik ediyor şarkılarımı benimle paylaşıyorlardı, daha güzel ne olabilirdi ki? Ortaöğretimi istanbul Haydarpaşa Lisesi'nde okudum. Lise arkadaşım Ercan Saatçi'yle yaptığımız 'I Will Cry' şarkısıyla Hey dergisinden ilk müzik ödülümü aldım. Marmara Üniversitesi müzik bölümünü kazandım. Artık hayatım müzik üzerineydi, hayatımı müzik için adamıştım; güzel bir duyguydu. Üniversite yaşamım boyunca gitarımı elimden bırakmadım. Beraber çaldığımız labirent isimli grupla Yıldız Üniversitesinden birincilik ödülü aldık, ben ve grubum. Üniversitemi çalışmalarım yüzünden bitiremedim. 1992 yılında istanbul'da değerli dostlarım Batu Mutlugil, Kerim Caplı ve Sunay Akınla bir cover grubu kurduk. ismi Blue Blues Band olsun istedik ve öyle oldu. Grupta görevim elektro gitarımı çalıp şarkıları söylemekti ve elimden geldiği şekilde yaptım.
Yaşamım boyunca 60'lı ve 70'li yılların Rock ve Blues müzikleri dikkatimi çekti, ilgilendim. Tarzımda bu şekilde çıktı, ben onları sevip söylüyordum; ama en önemlisi sevdiğim bir şeyi yapıyordum, müziğe sarılmıştım ve yoluma devam ediyordum. 1990'lı yıllarda Fuat Güner ile tanıştım ve stüdyo müzisyenliğine başladım. Birçok sanatçının albüm kayıtlarına gitarımla eşlik ettim, bir yandan da bar müzisyenliğini bırakmak istemedim ve devam ettim. 1997 yılında ilk albümüm olan 'ilk ve Son'u çalışmalarına başladım ve albümüm yayınlandı. Bu arada bazı müzisyenlerle çalışmaya devam ettim, bazı şarkılarım filmlerin sesi oldu. Bir süre aradan sonra ikinci albümüm 'Satılık' için stüdyo çalışmalarına başladım. Çünkü soğumuştum artık iyice hayattan, tek istediğim iyi bir müzisyen olmaktı onun içinde elimden geleni yaptım. Ve artık müzik de çare olmuyordu hayatın açtığı yaralara. Ne kadar dayanmak istesem de dayanamıyordum. Bu dönemde şarkı sözleri yazdım. 'Benimle uçmak ister misin?' dedim, 'oyunca dünya' dedim, 'kurtar beni' dedim. En sonunda 'Yaşamak istemem' diye haykırdım, artık dayanamadım. 15 Ağustos 2001 tarihinde o köprünün kenarına çektim arabamı ve son kez baktım dünyaya. Bıraktım kendimi aşağıya, kısa süre olsa da uçmak neymiş öğrendim. Ama üzülmeyin 'Her Şey Biter'...
Bir gün gelir herkes kendi yoluna gider,
Her şey nasıl başladıysa öyle biter...
---
sevilen insandır, yokluğu sevememek için sebep değildir.