--spoiler--
aşk filmi diye mutlu mesut izlemek niyetiyle açıyorsunuz. sonra ikinci sahnede esas oğlan ölüyor. bildiğin ölüyor. hormonal dalgalanmanın gözüne vurmuş hatun bünyesinin ağlamaya başladığı an. sonrasında her mektupla, adamın yaptığı her olayla, kadının adamı her özleyişiyle ağlaya ağlaya bir hal oluyorsunuz. filmin bir kaç yerinde gülebiliyorsunuz. gülmeler ağlamayla karışık hep, buruk gülmeler. ölmüş bir adamın yaptıklarını ve hala aşık bir kadının hüzünle karışık aşkını izlerken doğal elbette.. kendinizinmiş gibi sahiplenip ağlıyorsunuz. adamın ölümü için verilen davetten eve bir kutuyla geliyor kadın. içinde adamın küllerinin olduğu bir kutu! işte hepsi bu kadarcık.. kocasını bir kutuda getiriyor eve. yatak odasına yerleştiriyor ve sonra telesekreterden sesini duyabilmek için defalarca kez arayıp ağlayarak uyuyor. siz de onunla beraber ağlıyorsunuz haliyle.. gitmek istiyorsunuz sevdiğiniz varsa eğer. birinizden biri ölmeden, başka bir şey olmadan anı yaşamak istiyorsunuz. film bitiyor, kadının karşısına başka bir adam çıkıyor.. gerçek hayattaki gibi hayat devam ediyor.. romantik komedi mi? hayır. acı ve aşkla dolu güzel duygusal bir film.. sevgilisinden ayrılanlar, hala aşık olanlar ve pms durumundaki hatunlar izlemesin. ağlatır.
--spoiler--