bir süredir kürt sorununda "iyi şeyler olacak." ile ele alınan ve en sonunda gündeme gelmiş olan hareket. aslında bür süredir türkiye gündemini takip edenler için kürt sorunu önemli bir yer işgal etmekteydi ve bazı kesimlerden bir takım somut önerilerin geleceği açıktı. nitekim karayılan ile başlayan süreç en sonunda öcalan'a kadar ve bir süreç başladı. şimdi bu süreçte aktif rol oynacak olanlar olayın bütününe kürt açılımı adını verdiler ve süreci başlattılar. peki ama bu süreçte aktif rol oynayan taraflar neler ve istekleri siyaseten hangi konumla örtüşüyor? bu örtüşmenin sonucunda neler olabilir? başka bir çözüm mümkün mü? bu soruların cevaplarını aramakta fayda var.
ilk başta açıkçası taraflar uzunca bir süredir belli. bir yanda akp ve liberal çevreleri içine alan, tsk ve diğer güçlere kadar uzatılabilecek iktidar koalisyonu, diğer kesim ise siyasi ve diğer düzlemlerdeki kürt hareketidir. açıkçası ilk koalisyonda görüşler fazlasıyla eklektik iken, diğer taraf ise yılların biriktirdiği bir mücadelenin ürünüyle daha net ve kafası açık kesimdir. iktidar blokunun ana gövdesini oluşturan akp ve sermaye düzeni. bu kesim arasında net bir ideolojik birlik gene bulunmamakla beraber kürt sorununda çözümü 3 ana eksende kabul ediyor: bölgenin piyasa güçlerine açılması, uluslarası güçlerin çözümde etkin bir biçimde rol alması ve yeni bir toplumsal örgütlenme modeli. ilkinin ilişkisi diğer ikisiyle doğru orantılı olarak arttırılabilir ancak ayrı bir paragrafta özenle durulmalı. o halde karşı taraf kürt hareketine geçelim. genel olarak dtp ile özdeşleşen bu hareket açıktır çözüm için bir başka 3 ana eksen çiziyor: çoğulculuk, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve ulusal kimliklerin tanınması. bunlara gene yeni bir toplumsal örgütlenme modeli eşlik edilebilir. kültürel özerklik ve demokratik cumhuriyet söylemlerinin altında yatan bu.
şimdi tek tek bu tarafların isteklerinin siyaseten aldıkları konumları vurgulamakta yarar var. aslında konum olarak birbirinden farklı gözüken ancak sihirli bir sözcük olan demokratikleşme kelimesinin büyüsüyle ortak hülyalar gören iki farklı taraftan söz ediyoruz. zaten bir tarafın geniş koalisyon cephesinin yalnızca verili konumlar beklemeye çalışmaları ciddi bir anlam teşkil etmiyor. bunları geçecek olursak çoğulculuk ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi başlığı esasen ilk cephenin ilk iki önermelerine denk düşüyor. yani daha anlaşılır bir şekilde ifade edildiğinde bölgenin hızla piyasa güçlerine açılması ve çözümde bir taraf olarak büyük güçlerin ya da bir başka deyişle emperyalist güçlerin devreye girmesi. daha önce de söylemiştim ilk istek ayrı bir paragrafın bütününde yer alması gerekiyor ancak bir gerçek var ki merkezileşmeden yerelleşme geçilen günümüzdeki süreçte altın kelime demokratikleşme. ancak asıl gerçek emekçi halkın şöyle ya da böyle bir biçimde çözümde yer bulamamasıdır. merkezi bir biçimde, bölgesel eşitsizlikleri durduracak olan bir anlayış türkiye'de var olmuş mudur? hayır. ancak bunun anti-tezi'de bölgesel eşitsizlikleri aynı biçimde körükleyecek anlayışlar değildir. kamusal bir alanı ifade eden yerel yönetim anlayışlarının sermaye gruplarınca yönetilmesi, yerli ve yabancı para babalarının, baronlarının devreye girmesidir. başka hiçbir şey değil.
gel gelelim özel bir konum atfettiğimiz ilk isteğin kendisine. günümüzde neden böyle bir istek vardır? zira bölgenin gerçekleri, türkiye'de kapitalizmin gelişme dinamiklerine bakacak olursak özellikle türkiye'de kürtlerin bir ucuz emek alanı görüldüğü açıktır. zira tüsiad ve müsiad başkanlarının bölgesel asgari ücret uygulamasını "fena mı yani 50 liraya çalışsınlar, boş yere duracaklarına" şeklinde savunmaları ve meşrulaştırmaları bölgeye gidenin sermaye, asıl isteğin sömürü olduğu açıktır. o nedenle ilk ifadenin şu ya da bu saiklerle kendini göstermesi olasıdır. yerel yönetim anlayışları, çoğulculuk gibi istemlerin gideceği yönün burası olduğu ve her iki kesimin bunda mutabık olduğu açıktır.
işte burada yeni bir toplumsal örgütlenme biçimlerinin devreye girdiği açıktır. ileri bir örgütlenme biçimini ifade eden halk örgütlenmesi yerini daha irili ufaklı parçacıklar olan cemaatlere bırakılmaktadır. daha da ötesi yerel iktidarlara. bunun somut ifadesi: kapitalist katmanlaşmanın ,yani sınıflaşmanın, yani emekçi-sermayedar katmanlaşmasının görüldüğü bir dönemde bu katmanlaşmanın egemenler lehince kalıcılaşmasının sağlanmasıdır. o nedenle toplumun aklıyla bu kadar oynananmakta, yüreklerimize bu nedenle tecavüz edilmektedir. kavramların bulanıklaştığı bir dönemde dikotomi zorunludur ve mevcuttur. bunun altından ise emekçi halk kalkamaz.
o halde şunu yazalım: başka bir çözümün bulunması hem sorunun içtimai yapısı, hem de öznel koşullar gereği zorunludur. bir başka deyişle sosyal yapılanma bizi buna zorlamaktadır. emekçilerin, yoksulların adının geçmediği bir çözüm afaki ve sanal bir çözümdür.
çözümün detayları uzun uzadıya bir başka entryde net olarak yazılıp çizilebilir. nitekim barış, kardeşlik ve birlik bildirgesini yayımlayanlar için bu çözüm oldukça detaylandırılmıştır. ancak somut bir ifade ile yazmak gerekirse çözümün kendisi türkiye eksenli emekçi bir birliktedir. çözümün muhattabı emperyalistler, para babaları değil, bizzat işçi sınıfının kendisidir. bu gerçeği unutanlardan mısınız? o halde ya bu açılımın ilüzyonuna kanmışsınız ya da bu bölünmeden bir medet umuyorsunuz demektir. başka bir gerçek ancak çözümsüzlüğün acı ama boş ifadeleridindedir. bu açılım ne kürt fındık işçisi için çözümdür, ne de tersanede ölen onun sınıf kardeşi türk işçi için bir çözümdür. siz bunun farklı bir şey olduğunu mu düşünüyorsunuz? kan dökülürse dökülsün mü diyorsunuz? o zaman başınızı bir kuma gömün ve orada yaşayın. zira onurlu ve özgür bir yaşam umudu hala var, hem de birlikte, kardeşlik ve barış içinde. çözüm emperyalizmin ya da sermayenin elinde değil, doğrudan bizim elimizde.