saat 06.46 gibi batı yönünden, güçsüzlüklerden doğan bir güç doğuyordu. Şarap içerek izlemiştim öylesine, beklentisizce, çok uzaktan. Görebilmek için dürbünün yanı sıra sözlük kullanmıştım. Bambaşka bir dilde doğuyordu. Özlenen yabancı dil o muydu yoksa? Tatlı dil severdim ben. Şirin dil... Kaprissiz dil... Sükut verici, Çilek kokan bir dil...
07.06 olmuştu. 06'nın 07'nin önüne geçmesi aynı zamanda ben ve benim gibi birkaç hayalperestin de sorunsalı olmalıydı. Zira o güç, doğmuştu. Hiçbir şeyin, hiçbir insan evladının kendisi, onu beklemenin bizatihi coşkusunu karşılayamıyordu. Yanıtı belki de basitti. Hayal her zaman gerçekten daha iyiydi. Tam bunları yazarken bilinmez bir güç mouse ile kafama kafama vurmaya başladı. işte bir güç daha vardı artık. "Seni hayalci seni, eşşek kadar adam oldun, hala hayaldesin fantezidesin amuğa goyduğumunun yerinde lann" dedi.
...
açık kalan media player'dan Bir aslan kükredi. Mgm menşeli bir film miydi, yoksa ultraslanlardan biri miydi hatırlamıyorum. Fare korktu. Daha doğrusu fareyi kontrol eden o bir diğer bilinmez güç korktu. yani durdu. Korkmuş olduğu benim analizim. Gündelik hayat pratikleri ışığında düşününce böyle bi sonuç kendiliğinden ortaya çıkıyordu. Duydu, korktu, durdu. Korkmuş olmasa devam ederdi, etmeliydi. Bi saniye bi saniye korkup, durup, devam etmediğine göre çok da bilinmez bir güç olmuyordu. insangiller familyasından tanıdık deneyimlerdi bunlar.
Bilinmez zannettiğimiz o güç bize testis mi uyguluyordu?
Şarap eşliğinde izlediğim o bir diğerini düşündüm. Doğup gitmişti işte. Kim bilir ne zaman yeniden doğacaktı? Kim bilir üşenme krizlerine girmeyip de kalkıp gidip izleyecek miydim? Sıkıldım sonra. Üzerime en çok yakışan özelliklerden biri de sıkılganlıktı. Gerçekten seviyordum bu huysuzluğumu. Sayesinde o konudan bu hususa, o mekandan bu kişiye, o filmden şu şarkıya, o hayalden bu gerçeğe adeta bir ayran gönüllü gibi zıplayıp duruyordum. Dozunu ayarlamak önemliydi. Ben az ama doz severdim.
...
Neyse ne diyoduk? sıkıldım sonra bıraktım fareyi, aslanı, filanı. (Neyse ile giriş yaptığıma göre konuyu artık toparlamam gerektiğinin o adı konmamış ağırlığı omuzlarıma çökmeye başladı. Ağırlaştıkça ağırlaştı. Zorlandıkça zorlandım. Hafiflemek lazımdı. Alt tarafı maksimum 33.333 günlük dünyaydı. Geçiyordu bir şekilde.) Sustum. Bu şarkıyı çaldım.
"Could we stay right here,
Until the end of time until the earth stops turning."
Bence bu süper bi fikirdi. Bence bu gerçekten harika ve sessevecenpatik bir fikirdi. Şarkı yazarını onayladım. Kendimi de onayladım. Pekiştim. Pek iyileştim. Sahalarda görmek istediğimiz ideal bir hayat nasıl olmalı, nasıl tarif edilmeli diye hiç düşünmemiştim. Bu şarkı o hayatın bi yerlerinde çalmalı galiba derdim, düşünseydim.
...
Yazlar sıcak, kurak ve yakıcı geçiyordu. Can yakıcı... Neyse ki şarkılar vardı.