fiziksel olduğu kadar duygusaldır. araf ehli, içinden melankoli fışkıran bir cumhuriyetin başkentidir özlemek. şöyle ki:
okul hayatımı özlüyorum. özellikle ilkokuldan çıkıp liseyi bitirene kadar 7 sene yaşadığım yurt hayatını. bazen sosyalleşmenin sadece 182 merdiven arasında olduğunu düşünürdüm. her bir kat ayrı bir yaşam tarzını, her yatakhane ayrı bir eğlencenin kapısını açardı. derken soluk alıp verirken geçen sürede büyüdüğünü farkediyorsun. bir gün eline diplomayı sıkıştırıp kapıyı gösteriyorlar. nasıl yani? dediğinde çoktan yurt kapısının dışında, üniversite kapısının eşiğinde oluyorsun.
askerlik keza öyle. bitmez dediğin gün sayıları, şafak doğan güneş kutsalında bitiveriyor. bir sabah güneş sana doğuyor, nizamiyeden çıkarken el salladıklarına emanet edip gidiyorsun güneşi..
sonra tek tabanca patentli olarak çıktığın hayat trafiğine, para kazanma konusunda başvuru yapıyorsun. hayat bu, yine kabul ediyor seni. attığın tüm bozuk paralar dik geliyor, hiçbir kutup ayısına yakalanmadan şahane bir masa başı yakalıyorsun. derken zaman geçiyor para kazanıp kıç büyütmeye başlıyorsun. hah işte şimdi tam bu dönemimdeyim, kabulleniş sürecinde, gençliği orta yaşa teslim etmemek için direniyorum. kemale ermek için evlen artık baskısı, eş dost düğünlerinde ortamda tek başına kalınan saplık moduna karışınca bir mermi de ben sıkasım geliyor freeboy yaşam tarzıma..
gece yarısı nöbetleri başlıyor bir süre sonra. oturup düşünmeler. kaçıp giden uykulara nazire yaparcasına, sigaranın izmariti bir diğerine karışıyor. balkon mesaileri ile devam ediyor sonra geceler. sıcak yaz geceleri aslında ne kadar efkara müsaitmiş onu anlıyorsun. sonra ismi aklına geliyor. o yaz gecesi donup kalıyorsun oracıkta. kiliti olamayan ama kilitlenmiş bir kalbin nağmeleri ile...
özlemek böyle işte arkadaşım. sen, sen ol özleyecek bişey bırakma geride. üstelik yaptıklarından değil, yapmadıklarından pişman ediyor hayat. söyleyemediklerin rahatsız ediyor, söyleyebildiklerinden ziyade..