Bir de şu bölümleri vardır ki çıkmaz akıllardan...
"...Hiç bir şeyin önemi yok o an. Kusursuz bir bütünlenme ve sonsuz haz var. Daracık yatakta yanımda uyuyor o gece. Başımı göğsüne yaslıyorum ve kalbinin atışını dinliyorum. Sabahın ilk gümüşsü ışıkları üstümüze dökülüyor. Yeni bir gün ve ilişkimizde yeni bir dönem başlıyor. Ona sarılıyorum,korumak ister gibi ve aklımdan ürkütücü bir düşünce geçiyor. Ona zarar vermelerine izin vermeyeceğim. Ölürse birlikte ölmeliyiz!"
"... Dünya benim için hiç o kadar güzel olmamıştı. O küçücük evde birbirimizi keşfetmekten, doyumsuz bir istekle sevişmekten yorulmuyorduk. Neden o? Bir başkasını değil de onu benzersiz kılan büyü ne' diye soruyordum kendime. Onurlu, zeki, istekli, güzel bir insan ve ben onun cinselliğini, inatçılığını, olağanüstü ellerini her şeyini seviyorum. Niyesi, nedeni yok, olması da gerekmiyor..."
Sonuç olarak Taş ve ten kaç kişinin duygularına tercüman olduğunu yazarının da bilmediği bir yapıttır.