komünizm

entry1406 galeri video5
    291.
  1. genellikle tek taraflı bakılarak savunulan bir ideolojidir.

    kapitalizmde patronlar belli bir risk alarak(ki hafife alınabilecek birşey değildir) yatırımda bulunur. eğer başarılı olursa, yatırımından belli bir miktarda kar elde eder. ancak bu durum patronun işçilerin sırtından, riske attığı miktardan çok daha fazlasını kazanması olarak yorumlanamaz çünkü;

    işçiler de o şirketten para kazanmaktadırlar. ve ülke ekonomileri gelişip istihdam olanakları arttıkça yani işgücüne olan talep yükseldikçe işçilerin ücretleri artar. abd veya ab'de en büyük 100 şirketin karlarının ortalama %55'i çalışanlara maaş olarak ödenirken, bu rakam ülkemizde %20 civarındadır. bunun nedeni elbette kapitalizm değil türkiye'de istihdam olanaklarının çok kısıtlı olmasıdır. ayrıca bu oranın gelişmiş ülkelerde de %80-90 değil %55 olmasının nedeni; küreselleşmenin bir sonucu olarak, dünyada halen daha ucuza çalışmaya razı olan yüzmilyonlarca insanın gelişmiş pazarlardaki insanlarla rekabetidir. ancak dediğim gibi istihdam olanakları arttıkça yani ekonomi reel olarak büyüdükçe işçi ücretleri sürekli artma eğilimi gösterir. bu durum kolayca farkedilebileceği gibi arz-talep dengesinden başka birşey değildir. işgücüne olan talebin çok fazla buna karşın işgücünün çok sınırlı olduğu bir ülke hayal edelim, bu durumda işçi ücretleri de çok yüksek olacaktır.

    patronlara gerek kalmadığı yargısı ise kanımca oldukça öznel olmakla beraber aynı zamanda sağlam temellere dayanan bir yargı değildir. dünyanın birçok şirketini hala sahipleri yönetmektedir. koç holding'de bir ceo'nun bulunması asla şirketin sahibinin çalışmadığı, daha doğru bir ifadeyle köpek gibi çalışmadığı anlamına gelmez. ayrıca bu konuda insanları yanıltabilecek önemli bir husus da şudur; bugün citigroup, coca cola, hsbc gibi küresel anlamdaki pek çok şirketi sadece ceo'lar yönetmektedir çünkü bu şirketlerin tek bir sahibi yoktur. bu şirketler genelde en büyük hissedarı %4-5 hisseye sahip olan bir grup kişi ile şirkette oldukça az hissesi bulunan binlerce küçük yatırımcıya aittir.

    kaldı ki bir insanın belli bir süre çalışıp daha sonra hayatının geri kalan kısmında, çalıştığı dönemdeki geliriyle geçinmesi de garipsenecek bir durum değildir. kapitalizmde geliriniz, insanların ürettiğiniz şeye ne kadar değer biçtikleriyle orantılıdır. dolayısıyla sizin ürettiğiniz şeyler insanlar için çok değerliyse oldukça ciddi meblağlar kazanabilirsiniz.

    kafa ve kol gücü arasındaki ayrıma geldiğimizde ise günümüz için böyle bir ayrım olduğu ne kadar açıksa, ilerde kol gücüne dayalı emek ne kadar minimalize edilirse edilsin tamamen ortadan kaldırılamayacağı ve kafa ve kol gücü arasındaki ayrımın hiçbir zaman ortadan kalkamayacağı da açıktır. ayrıca ayrımı sadece kafa ve kol gücünde aramamak gerekir. üretilen bir nesneye değerini veren onu satın almak isteyen kişilerdir. dolayısıyla ikisi de kafa emeğine dayalı iki üründen veya ikisi de aynı miktarda kol gücü içeren iki üründen birinin diğerine göre daha çok ilgi görmesi değerininin de yükselmesine yol açacak ve bu durum, bu nesnelerin üretiminde harcanan emeklerin de nitelik olarak farklılaşması sonucunu getirecektir.

    kol gücüne dayalı emeğin minimalize edilmesi hususunda devam edecek olursak; endüstri devriminden bu yana sürekli bir makineleşme sürecinde olduğumuz ve kol gücüne dayalı emeğin sürekli azaldığı açıktır. ancak kol gücünün minimalize olma hızında bir art niyet aramak kanımca doğru değildir. zira her teknoloji kullanım kolaylığı, ekonomiklik vs. gibi tüm şartlar olgunlaştığında hayatımızda yer edinir. eğer bir işte işçi kullanmak makine kullanmktan daha ekonomik ise o makinenin üretimi için gereken teknoloji halen yeterince gelişmemiş, o teknoloji halen alternatif bir hale gelememiş demektir. bu otomobilde çok çevreci, çok ucuz ama enerji verimi 1'den daha düşük bir yakıtı kullanmaya benzer. istediği kadar çevreci olsun, ucuz olsun onu çıkarmak için harcanan enerji, yakıtın verdiği enerjiden daha fazla ise bu yakıtı kullanmanın dünyaya hiçbir faydası yoktur. kaldı ki teknolojik ilerlemeyle birlikte bugün için gerçekleştirilmesi ekonomik olmayan makineleşme hareketleri de ekonomik hale gelecektir. bu gibi durumlarda şartlar olgunlaşmadan hareket etmek sadece elinizdeki kaynağı, getirisi maliyetinden düşük bir alana aktarmaktan ibaret de değildir. ayrıca bu makineleşmeyle artık emeklerine ihtiyaç kalmayan insanlar da işsiz kalacaktır. ancak şartların olgunlaşması beklenirse hem ekonomik ve akılcı çözüm izlenmiş olunur hem de teknolojik gelişmelerle sürekli yeni iş sahaları açıldığı için işini kaybeden insanlar başka alanlara yönelebilirler.

    proleterya diktaörlüğü konusunda ise bazı kafa karışıklıkları mevcut anladığım kadarıyla. diktatörlük ve demokrasi kelimelerinin yan yanan kullanılması sadece oksimoron bir durumu ifade eder. ister azınlığın çoğunluğa olan diktatörlüğü, ister çoğunluğun azınlığa olan diktatörlüğü olsun tüm hepsi adından da belli olduğu üzere diktatörlüktür. aslında sosyalizmin işleyişi için böyle katı ve demokrasiden uzak bir diktatörlük de şarttır. zira halka kulak verdiğinizde birçok insan kendi emeklerinin diğer birçok kişinin emeğinden daha değerli olduğunu düşünecektir, kendisi işini elinden gelen en mükemmel biçimde yaparken iş arkadaşının yan gelip yattığını buna karşın aynı parayı kazandıklarını görünce isyan edecektir. neye ihtiyacı olup neye ihtiyacı olmadığının, hangi ürüne ne kadar değer vereceğinin kendi bileceği bir iş olacağını düşünecektir vs vs...

    velhasıl diktatörlük hiçbir zaman özgürlükle bağdaşmaz. eğer devrimden kasıt özgürlük, kardeşlik, barış gibi kavramlarsa devrimle de bağdaşmaması gerekir. o yüzden birileri şunu demiş;

    ''kimse devrim yapmak için diktatörlük kurmaz ama diktatörlük kurmak için devrim yapar.''
    5 ...