zaman gazetesinden nedim hazar'ın olayla ilgili ilginç özeti şöyledir:
çok zengin bir işadamı. aile holdinginin gelecek vaat eden veliahtlarından biri. üstelik yüzü sadece avrupa'ya değil doğuya, hatta uzakdoğu'ya da dönük. ülkesinin menfaati için yatırımlar yapıyor, fabrikalar açıyor, ortaklıklara girişiyor. derken bilinmeyen bir yerlerde meçhul insanlar bir araya geliyor. karanlığın merkezi bu kez sol elini kullanıyor ve yasadışı bir örgüt -ki kendini özgürlük, devrim gibi mavallar ile kitlelere yutturmaya kalkışıyor- alıyor ihaleyi.
devamını iddianameden okuyoruz sonra:
koskocaman bir gökdelen, iki tetikçi bir çaycı beraber girişiyorlar işe. örgüte göre kendisi, başkasına göre ise onların bir üzerindeki el öldürüyor holdingin gelecek vaat eden işadamını. yanında sekreteri ve iş arkadaşı da gidiyor. belli ki birileri hiç şahit bırakmak istemiyor geride.
sonra piyonlar yurtdışına çıkarılıyor, olayın üstü örtülmeye çalışılıyor.
gereken yerlere gerekli mesajı verdirdiklerini düşünüyor bazıları. ancak beklenmeyen bir gelişme oluyor ve tetikçinin teki yakalanıp içeri atılıyor. o arada neler oldu tam bilmiyoruz ama tetikçi konuşma kararı alıyor. tam bu esnada hapishane yetkilileri iki tane sokak mafyasını aynı hapishaneye naklediyor.
tesadüf bu ya aynı gün isyan çıkıyor ve tetikçi, mafya elemanları tarafından öldürülüyor. sonra aynı müdür bir operasyon daha yapıp üç-beş kişinin ölümüyle sonuçlanan bir olay daha çıkarıyor. ne şahit kalıyor, ne dedikodu... müdür bey besson'un 'temizlikçi'si gibi onarıyor her şeyi. öldürülen işadamının rakibinin elinde bir silah gibi kullanılan medyada ise bu cinayetler 'örgüt içi hesaplaşma' manipülasyonuyla veriliyor. oyun büyük, aktörler bayağı zira.
aradan daha 6 ay bile geçmeden mafya elemanlarının tepesi atıyor. öyle ya birileri canları istedikleri an onlara adam öldürtecek, sonra da sırtlarını mı dönecekler?
hapishaneyi birbirine katıp, pencerelere çıkıyorlar ve haykırıyorlar: 'devlet bize adam öldürttü, inanmazsanız abimizi arayıp sorun!' kameralar kayıt ediyor birer birer hepsini. inkârı imkânsız aslında. ama sonra ağabeyler giriyor devreye ve 'haplıydık, esrarlıydık' diye sıyırmaya çalışıyorlar işin içinden. sonra enteresan bir şey oluyor ve tüm bunları organize edenlerin siyasî dostları müdürleri cesaret madalyasıyla filan ödüllendiriyor. ne de olsa 'devlet adına kurşun atan da yiyen de kahraman' bu zihniyette!
sonra işler değişir gibi oluyor... karanlığın ipi namuslu insanların eline geçiyor ve adalet ipin ucunu çektikçe çözülür gibi oluyor yapı. ortaya konuşmalar, resimler, itiraflar çıkıyor birer birer. yer altından silahlar, bilgisayarlardan yapılanmalar, ajandalardan suikast krokileri fışkırıyor adeta.
son bir hamlesi kalıyor karanlığın ve yine temizlikçileri göreve çağırıyorlar. besson'un victor'u kadar teslim olmuş ve acımasız temizlikçileri. (bilmeyene hatırlatayım, victor kurban ölmemişse bile asitle eritiyordu filmde.)
film nasıl bitecek kimse bilmiyor ama herkes oynanan bu kirli oyunu ve temizlikçileri son derece net bir şekilde görüyor. üstelik bu kez ne ideolojik paravan var ardına saklanabilecek ne hukukun yozlaştırılmış bariyeri ne de holdingin itibarı bitmiş medyası. heyecanlı bir film değil mi?