devlet müdahelesinin olabilecek en asgari miktardaki düzenini savunan, temelde burjuvazinin çıkarlarını kendi çıkarlarıymış gibi koruyan 21. yüzyılı en iyi anlatan sistemdir. kişisel sermayenin tekelci kapitalizme birer birer yenildiği 21. yüzyılda, doğudan batıya tüm ülkelerde liberalizmin ayak sesleri git gide güçlenmiştir. 1928 buhranından sonra bir daha belini doğrultamayacağı düşünülen kapitalizm ve onun ikiz kardeşi liberalizm, her seferinde burun kıvırdıkları devlet müdahelesi sayesinde ayakta kalmayı başarabilmiş, ve yine burjuvaziye hizmetine tam gaz devam edebilmiştir. son yıllarda adı mortgage krizi olarak lanse edilen krizin en çok darbe vurduğu sistem liberalizmdir, insanlar artık kapitalizmin sömürü düzeni olduğunu anlamaya başlamışlardır. her seferinde devlet müdahelesini reddeden, tekelci sermayeyi zengin etmek üzerine kurulmuş bu sistem yine devletin özelleştirmeleri sayesinde krizi hasarsız geçmeye çalışmakta, fakat bu sefer 1928'deki gibi kolay olmamaktadır.
insanlara özgürlük vaad ettiği ileri sürülen bu sistem, sözde demokratik tavrı ile beyin yıkamakta, azınlıkların ve toplumdaki ilerici aydınların gönlünü fethetmektedir. oysa ki liberalizmin tek amacı sömürmektir, bu yüzden halka olabildiğince demokrasi pompalar, aman ses çıkarmasınlar da ben de işime bakayım, tekelci sermayeyi zengin edeyim diye. kişilerin hak ve özgürlükleri için varolmuş bir sistem gibi gözüken liberalizm, aslında sömürü sanatının mimarı, özel mülkiyetin en harika savunucusu, serbest piyasada büyük patronların sırtını sıvazlayan şefkatli bir baba gibidir. toplumdaki azınlıkların veya sosyalizm savunucularının gözüne şirin gözükmek için ilkesiz bir barıştan yana olan liberalizm, ideolojik mücadele yürüten herkese düşmandır. çünkü liberalizm toplumu burjuva özentiliği ile besler, bencilleştirir, yalnızlaştırır.