flört halinde bulunan kızların sahip olduğu, temel içgüdü kadar naif bir o kadar da iç sıkan içgüdüdür.
sabaha kadar oturmak en büyük zevkimdir. güneşin doğuşunu izlemek falan gibi romantik, salak fantezilerim asla olmamıştır. tek amacım o doğal kokuyu yakalayabilmek ve göz kapaklarım vidası gevşemiş kepenk gibi kapanana kadar beklemektir. sabaha kadar otururken boş duran bir insanın yapabileceği çok şey vardır tabi. erik yersin, kiraz yersin, sigara içersin, kitap okumaya karar verirsin ve ilk sayfada okuduğun, "omuzları kapılardan sığmıyordu" betimlemesine tilt olup kitabı fırlatırsın, tv izlersin, internette makara yaparsın, kakara yaparsın, kikiri yaparsın, yaparsın da yaparsın anasını satim. tabi bütün bu yapmaların bir bedeli vardır. ruhsal, maddi pislik. ruhsal pisliği siktir edelim de maddi pislik çok boktan birşeydir. küllükteki sigaraların arasındaki sigara külüne bulanmış erik ve kiraz çekirdekleri, onun yere dökülme seansı. elma kepçünü koltuğun altına atmak, kola şişesinin yuvarlanarak koltuğun altına girmesi. bakın hep koltuğun altına girmekten bahsediyorum. zeki insanlar anlayacaklardır koltuğun altına bişeyin girmesiyle alakalı bir sonuca gidileceğini.
pislik değil de dağınıklığı severim. haz alırım dağınık ortamlardan, dağınık insanlardan. rahat olurlar. ilk yarıda 4 gol atmış takım taraftarıdır bunun en güzel örneklemesi. yani dağınık olmayı ayıplayan insanlara küfürler etmek istemek en doğal haktır bana göre. herneyse..
sabah 7-8 gibi uyuduktan sonra saat 11 de çalan telefon belasını siker insanın. yani saygısız beni tanıyorsun, bu saatte yeni uyumuş olurum. ne boka arıyorsun? madem tanımıyorsun beni bu saatte arayabileceğin samimiyeti nerden buluyorsun zangoç!? telefona baktığımda beni tanıyan birinin aradığını görüyorum ve yüreğime su serpiliyor. "oh" diyorum "en azından beni tanıyan biri uykumun amına koydu." o kadar sikik bir durumdayım yani. arayan kız arkadaşım. "hayatım yanına geliyorum, burak ev de yok değil mi?" değil mi? ile biten bütün sorular şayet kız arkadaşınız soruyorsa olumlu bir yanıt almak zorundadır. aksi halde gününüzü, haftanızı siker atar. hayır ortada manevi bir sevgi yokken neden bu kadar kaprisleri çekmişim zamanında onu da anlamış değilim. benim gibi cool bir piç nasıl olurda böle oyunlara alet olurum aklım almıyor. neyse, sorusuna uyku sersemi olumlu yanıt verdim ve "tamam yarım saate ordayım, ortalığı toparla biraz." dedi. "ortalığı topla" mı? ne alaka ulan? sanane benim ortalığımdan. sen misin benim götümü toplamaktan sorumlu olan insan? ortalık böle kalacak amına koyim. sanıyorum ki kendi geldiğinde o ruh siken ortamda rahatsız olacağından dolayı böle bir şey söylemiş. olayın sonunda göt oluyorum tabi. öyle düşünerek söylememiş.
aradan yarım saat geçtikten sonra kapı çalıyor, kapıyı aralık bırakıp tekrar kanepeme uzanıyorum ve yaklaşık 1 dakika 32 saniye sürecek olan bekleyişe geçiyorum. hayatın en boktan anıdır o apartmanın giriş kapısından içeri girdiğini bildiğiniz kişiyi beklemek. o süre içinde en ufak bir dünyevi düşünce geçiremezsiniz aklınızdan. ha geldi ha gelecek sürekli bir paranoya havası hakim olur insana. kapıyı açık bırakıp beklemek bir nebze rahatlatıyor insanı bu hususta onu keşfettim ve artık öle yapıyorum. küçüklükten veri kafalara kazınan, "kapıyı aralık bırakma, içeri fare girer." efsanesini artık düşünmüyorum bile. girerse girsin benim ruh sağlığımdan daha mı önemli o farenin içeri girmesi. 2 saat sonra kafasını viledayla ezerim hem maddi hem manevi huzura ermiş olarak hayatıma devam ederim.
o boktan 1 dakika 32 saniye son buluyor ve kız içeri giriyor, "merhaba hayatım" diyerek. ayakkabısını içerde çıkarmak en büyük fantezisidir sevgilinin evine gelen kızın. o ayakkabıyı dışarda çıkartan bir tane bile kıza denk gelmedim henüz. saygısız. ayakkabısını çıkartırken kalçalarını izlemekte erkekliğin temel unsurlarındandır. izliyorum. ayakkabısını çıkardıktan sonra odaya adımını atıyor ve şaşırıyor, "aa bu ne hal hayatım ya. ben sana ne dedim? topla demedim mi?". tam, "sen geleceksin diye evi toplamak zorunda değilim. ben böyle huzur buluyorum." diyecekken," benim için sorun yok aşkım, sen üşeniyorsun biliyorum ama rahatsız olduğunu da biliyorum. kalk bakim ordan biraz toplim şuraları." şoktan şoka koşuyorum. kız kendisi için değil resmen benim için ortalığı topla demiş. yanlış düşünüyor olması önemli değil beni düşünüyor olması önemli. lan sanane ki? seninle sevişiyoruz ve geziyoruz. birbirimizin hayatında başka nasıl bir yere sahibiz ki? anlayamıyorum. birbirimizi sevmediğimizi bile bile kız içten içe evliymişiz havası yaratıyor. sanki ev onun evi ve evin toplu olması şartı var. "çekil toplim, yemek yapim akşam aç kalma, işerken kapağı kaldır, sıçtıktan sonra sifonu çek vb." ne alaka ulan? sen neden beni sahiplenip doğal yaşam ortamımdan kopartıp hijyenik bir ortama bırakma çabası içerisindesin ki?
kızlardaki bu psikolojiyi anlayamıyorum ama kafamda oluşan tek fikir kızların "geleceğin annesi" oluşudur. gelecektei o sorumlulukları bizim, benim gibi parazit ortamlarda yaşayan insanların doğasında geliştiriyorlar. bu onların en büyük özellikleri bana göre.
velhasıl koltuğun altındaki acaip maddelerden dolayı bir güzel de fırça yiyorum. normal şartlarda kızmam gerekirken yüzümde bir tebessüm oluşuyor. bu entryi yazacağımdan adım gibi eminim. beni sahiplenmesinin altındaki o acemi içgüdü gülümsememe sebep oluyor. tekrar düşünüyorum çok masumane bir davranış. artık kızmıyorum böle tavırlara bürünen kızlara. bu onların en doğal hareket alanı.