Kimliğimizin, tasavvurumuzun, isteklerimizin ve hatta hislerimizin bile tepeden belirlendiği bir çağda yaşıyoruz.
Modernleştiğimiz her dakika..değerlerimiz fiyatlara dönüşüyor. Kentleştikçe anlamsızlaşıyoruz.
Adına daire-apartman denilen modern istifhanelerde yaşıyor ve diğer günü bekliyoruz.
Metrobüsler, tramvaylar, vapurlar, otobüsler bizi gönüllü hapishanelerimize taşıyor.
Bütün bu hengâmede hissizleşiyor ve değersizleşiyoruz.
En önemlisi Modernizmin her şeyi görselliğe indirgediği bir çağda yaşıyoruz.
Gördüklerimizi biliyor, görünebilene güveniyor, görüp eğlenmekle yetiniyor, gördüklerimizi yaşıyor ve sadece gördüklerimize inanıyor ve inandırılıyoruz.
Ahh Selman,
Bizlere yüreğinin aydınlık kapılarını açıyorsun,
Elinde oyuncak gibi değneğiyle, bizlerin göremediğini görüyorsun..
Ne kadar anlatırsa anlatsın hâl ve kâl diliyle, bizim maneviyata kör duyularımız orayı nasıl idrak etsin, nasıl anlasın Selman!
Yüzümüze, yüreğimize bulaştırdığımız kiri görme Selman..
Görmeyen kim? Selman mı, bizler mi
Bir Şiirimle bitiriyorum yazıyı:
Cam kırıkları ve sessiz çöpler
Ilık bir uyku kadar fark edilmeden boşalan çerçeveler
Ağlamak alnımıza yazılmış doğarken
Gülmeyi sonradan öğrenmişiz, büyük bir iştahla..
Bakkaldan her aldığımız ekmeğin
Başını kopartıp eve götürdüğümüz kadar eksik vicdanımız
Üzeri ekmek kırıntılarıyla örtülen mezardaydı
Üzeri örtülemeyen yalanlardaydı hayatımız..
Bir can daha bağışlayalım, sahtekârlık burada zaten
Haydi, köpüklere bakan güruhlarla övünelim
Bir yalan daha söyleyelim yüzümüz kızarmadan
Bir kez daha ölümden kaçalım öyleyse, ölmeden önce..