Söylenecek hiçbir şey yoksa, susmak... Söyleyecek sözü olanları dinlemek, anlamaya çalışmak, Kitap sayfalarının arasında dolaşmak... kainati okumaya... Suratını okşayan rüzgarı, saçlarını ıslatan yağmur damlasını, ayaklarındaki kum tanelerini hissetmek...
Güneşin batışını, hayata dair anlatacakları olan bir filmi, yıldızları, uzaklaşan bir gemiyi izlemek.... Hastanedeki hastaları, cezaevlerindeki mahkumları, mezarlıktaki mezar taşlarını görmeye gitmek... Yollardaki bir taşı, bir düşeni, bir kendini kaybedeni kaldırmak... Biraz düşünmeye, geçmişe, geleceğe gitmek... Sorular sormak kendine, hayata, dünyaya dair... Kafa yormak, hep ertelenen konularda... Bir cevap bulmaya çalışmak, bir cevap veren bulmaya... içinden çıkamadığın problemlere dair...
Söyleyecek hiçbir şeyi olmadığında, söyleyecek bir şeyi olanlardan bir şeyler öğrenmek...
Bugüne kadar söylenmiş sözlerin üzerinde durmak, kiminin altını kırmızı, kiminin mavi, kiminin siyah kalemle çizmek.... kiminin üstünü çizmek, kimine bir harf, bir kelime, bir ünlem eklemek..... Yeni bir şey söylenmeyecekse, daha önce söylenmiş sözleri bu kadar yüksek sesle, bu kadar kendi keşfinmiş gibi bağıra bağıra söylemek... kendi kendini hesaba çekmek... cevaplarının doğruluğunu kontrol etmek.... hatalarını kabul etmek.... Biraz bozmak ezberleri... Biraz değiştrmek kurulan cümleleri... Teslim bayrağını çekmek... Yeni şeyler öğrenmek... Yeni şeyler söylemek için susmak...
susarken de içine hiçbir ima katmadan, sadece susmak.... Bir şey biliyormuş gibi değil.
umursamıyormuş gibi de değil, Kendini ağırdan satıyormuş gibi de değil. Gümüş olan söze tercih edilesi bir altın değerinde olduğundan hiç değil... Daha yolun başındaymış, daha öğrenecek çok şeyi varmış, söyleyecek hiç ama hiçbir şeyi yokmuş gibi susmak...
Bir "Konuşursam yer yerinden oynar havasında" değil. "Fırtına öncesi sessizlik" gibi de değil. Sesini akort ediyormuş gibi hiç değil. Söyleyecek sözü olmayan herhangi bir insan gibi... Susmak......